Her yeni yılın başında yazılan “umut” yazıları sonrasında yaşamın acı gerçeği çıkar karşımıza. Acıların ve umudun bir arada olması yaşamın çelişkileridir.
Ocak ayı yine acı ölümlerle başladı her yıl gibi. 2014 Ocak ayının daha yarısındayız ve birçok tanıdığımız kişiyi uğurlayıverdik toprağa. Bizim kuşağın çok iyi tanıdığı Süheyl Eğriboz, “Bizimkiler” dizisinin Davut Usta’sı ve onlarca dizi ve filmde rol almış usta sanatçı Selçuk Uluergüven uğurladıklarımız. Ressam Erdal Alantar’ da aynı.
Şair ölümleri en acısıdır bana. İşte Adnan Azar da öyle. Yazılarını Birgün Gazetesi Pazar Eki’nde okumamın da etkisi var. ‘Eksi Dört’ şiirinde; “Bir kış günü bir taksi gelir ve geri gelmez ömrümüz…”demişti ve öylece bir takside hastaneye yetiştirilirken durdu kalbi.
Şair ölümleri gibi genç ölümleri de sarsar birçoğumuzu. Huban Öztoprak; henüz 26 yaşında ve İstanbul Kumbara Görsel Tiyatrosu ekibi olarak Ege kıyılarına sanat taşırken, minibüslerinin bir kamyon ile çarpışması sonucu ayrıldı aramızdan, bize bir sürü iş bırakarak.
Derdim; zaman dilimlerini olumlu-olumsuz olarak nitelendirmek değil. Biliyorum, an; her türlü yaşamı içinde barındırır. Uğur Mumcu’da simgeleşen, fail-i meçhul denen ölümleri anıyoruz Ocak ayında. Bir kez daha okuyor, dinliyor ve anlıyoruz ki; “Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına bizleri bir şafak vakti ipe çektiler”.
Muammer Aksoy (1990), Uğur Mumcu (1993), Metin Göktepe (1996) ve Hrant Dink(2007). Bu dört aydını öne çıkaran öldürülmüş olmaları. Bu nedenle de 24-31 Ocak tarihleri 20 yıldır Adalet ve Demokrasi Haftası olarak kutlanır bu ülkede.
Kutlanır da adalet ve demokraside ilerleme oldu mu? Adında “Adalet” olan siyasi iktidar başa geldi ama adalet gelmedi. Olan da gitti gidiyor. Her gün her türlü şaklabanlıklar izliyoruz basın-yayında hem de hukuk adına. Adalet diyen iktidar, adaleti katlediyor.
Ve devam ediyor aynı düzen, yönetenler değişse de düzen hiç değişmiyor. Ecelden ölümler üzer hepimizi. Öldürülenler yakar acılarımızı. Bir de kader denip gizlenen ölümler vardır. Yaşamın sınırında geçim uğraşısı verirken patronun daha fazla kazancı uğruna alınmayan önlemlerden dolayı ölen ve “kaza” denenler.
Ve biz bekleriz her ölümden sonra. Neyi? Sıranın bize gelmesini mi? Bilemeyiz, ama bekleriz. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2013 yılının raporunu açıkladı. Her ay düzenli yapılan rapor, resmi kaynaklara dayanılarak hazırlanıyor. Yıl içinde 1235 işçi yaşamını yitirdi. Ölenlerin isimlerini bu yazı boyutu ile tek tek yazsam dört sayfa yapıyor. Bunlar kaza veya kader değil, kapitalizmin doymaz hırsının cinayetleridir.
Aylara göre dağılım şöyle: Ocak; 81, Şubat; 60, Mart; 74, Nisan; 74, Mayıs; 114, Haziran; 104, Temmuz;120, Ağustos;130, Eylül;124, Ekim;113, Kasım;129 ve Aralık;112 işçi can verdi...
İş kollarına göre dağılım da şöyle: İnşaat, yol işkolunda 294 işçi öldü. Tarım, Orman işkolunda; 198, Taşımacılık işkolunda; 131 emekçiyi kaybettik. Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkollarında; 95 kişi öldü. Madencilik işkolunda; 93, Metal işkolunda; 79, Belediye, Genel İşler işkolunda; 62 çalışan kaza denerek öldü. Enerji işkolunda; 44, Tekstil, Deri işkolunda; 36, Savunma ve Güvenlik işkolunda; 36 işçi yitirdik. Konaklama ve Eğlence işkolunda; 24, Gıda ve Şeker işkolunda; 23 emekçiyi yitirdik. Çimento, Toprak, Cam işkolunda; 22, Petro-Kimya, Lastik işkolunda;19 çalışanı sakladık toprağa. Ağaç, Kâğıt işkolunda;19, Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkollarında 18, Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda; 15 canımı verdik. Basın, Gazetecilik işkolunda; 7, İletişim işkolunda; 4 ölüme kader dedik. Ve eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 16 işçi daha can verdi…
Kader denerek unutturulmaya çalışılan bu ölümlerin 103’ü kadın işçi ve 1132’si erkek işçidir. Bu ölümlerden Edirne ve Kırklareli’ye 7 şer işçi, Tekirdağ’a 29 işçi düştü 2013 yılında. Belki yakınımız değildi ama 2014 yılında yakınımız da olabilir.
Adalet olsa, eşitlik olsa bunlar yaşanır mı? İktidarlar seçimlerde söylediklerini hayata geçirseler ve biz seçmenler de iktidarların seçim öncesinde söylediklerini unutmayıp her an talep etsek bunlar yaşanır mı?
Muammer Aksoy’un ve daha öncesindeki katliamların suçlusu bulunsaydı Uğur Mumcu, Metin Göktepe veya Hıran Dink öldürülebilir miydi?
Geçmiş yıllarda yaşanan iş cinayetleri sonrasında toplum olarak sesimizi duyurabilseydik 2013 yılında 1235 emekçi yurttaşımız canını verir miydi? Şu an sessiz bekleyecek ve 2014 yılının ölümlerinin toplu olanlarını gazetelerimizden okuyup televizyonlarımızdan izleyeceğiz. Ve ölümler devam edecek; suikast, iş kazası denecek…
Biliyoruz ki iş kazası, kader değil. Düzenin kirli çarklarıdır ölümleri getiren. Ölümlerin sadece ecelden olduğu; devlet veya namus adına cinayetlerin olmadığı, kapitalist kazanacak diye işyerlerinde önlem alınmadığından “kaza”ların olmadığı bir hayat var. Yeter ki bu hayatı isteyelim. Olması gerekeni buluruz. Öncesinde bilmemiz gereken kapitalizmin öldürdüğü. Dikkat! Kapitalizm öldürür.