İş kazaları, sadece işyerlerini kapsamıyor. İşyerinde çalışan işçilerin yanı sıra, sosyal yaşamı da olumsuz etkileyebiliyor. İşyeri ile hiç bir ilgisi olmayan insanlar, bu kazalar sonucunda yaşamlarını yitirebiliyorlar.
Anımsayalım, işyeri patlamaları çevreden geçen insanlara da zarar verebiliyor. Sabaha karşı İstanbul da çöken bir köprü inşaati, o an trafik olmaması ve yolda insan bulunmaması sonucu, insana zarar vermeden atlatılabiliniyor. Ama her zaman böyle olur diye bir kural da yok.
Çalışma saatlerinin uygun olmaması, yorgunluk, işi alan alt işverenlerin işi bir an önce bitirmek için, ya da verilen talimatla bir an önce bitirilmesi için, dinlenmeden ve çevre koşulları dikkate alınmadan yapılan işler sonucu, olumsuz durumlarla da karşılaşabiliyoruz. Ve işyeri ile ilgili olmayan insanlar zarar görebiliyor. Ölümle de sonuçlanabiliyor.
İşte böyle bir iş kazası, yeni yıla girme sürecinde, Başkent Ankara'da, yoldan geçen bir insanın ölümüne de neden olabiliyor.
Olayı başından alalım. Prof.Dr.Nesrin GÜRAN, yılbaşı için Ankaraya gelmiştir. Yine birlikte uzun yıllar çalıştığı, Prof.Dr.Nihal Turan'ın, Çayyolu'na ki evinde misafirdir. Her iki hocamız, benim de hocamdır. 60'lı yılların sonunda, Sosyal Hizmeler Akademisi'n de öğrenciyken, derslerinden yararlanmıştım.
Prof.Dr. Nesrin Güran, sessiz, sakin, yumuşak konuşması ile karşısındakine saygılı tutumu sonucu, biz öğrencileri kadar, çevresinde de sevilen bir insandır. Yaşamını, sosyal hizmetler eğitimine, araştırmalarına ve öğrencilerine adamıştır. Zaman zaman kendisi ile de görüşüp, eski günleri konuşup, saygılarımızı iletirdik.
Sosyal hizmet kurumları, kentleşmenin insan üzerindeki ekileri, yaşlılık refahı gibi konularda uzun yıllar çalışmıştır. Emekli oldukdan sonra da, bu çalışmalarını bırakmamış ve sürdürmüştür.
Ankara, bir bat-çık merkezi. Yollar, kaldırımlar, sürekli kazılır. Sabaha karşı ağaçlar kesilir. Şehrin merkezinden, çok az olan yeşil alanlardan geçen, adeta otoban yapılır. Atatürk Orman Çiftliği'ne gitseniz tanıyamazsınız. İnşaat ve yol çalışmalarından. ODTÜ çevresi aynı şekilde. Şimdi Konya yoluna doğru da, bir hareketlilik var. Çayyolu, ayrı bir durum. Gece, gündüz demeden, insanların işe geliş gidiş saati demeden, gece uyku ve dinlenme dönemleri demeden, kaz babam kaz.
İşte yılbaşı akşamı, Çayyolu'nda ki konuk olduğu evden, bir küçük alış veriş için çıkan, Prof.Dr. Nesrin Güran, karşıdan karşıya geçmek için beklemektedir. Geçmeye kalkdığında, bir aracın hızla geldiğini farkederek, geri çekilmek zorunda kalır.
Ama o arada, o saatte, yani yılbaşı akşamı, kaldırım çalışması yapan, kepçe çalışmaktadır. Belediyelerin çok önem verdikleri bir iştir kaldırım çalışmaları, her yıl neredeyse sökülüp, yeniden yapılır. Bu çalışmaları Belediye kendisi de yapmaz, bir müteahhide verir, o da taşerona verir ve tamam. İşin ehli, bilen insanlar mı çalıştırılıyor, çevreye zarar veriliyor mu, çalışma satleri uygun mu, bunlar önemli değidir. Bir zamana yetiştirilmek istenirse, gece gündüz çalışma yapılır, böyle bir durum yokasa da yarım bırakılıp gidilir.
Yine hatırlayalım, yol çalışmaları sırasın da, açık bırakılan logarlara düşen çocukları ve ölümle sonuçlanan kazaları. Bunlar kadermidir, takdir-i ilahimidir. Bunlar herşeyden önce, topluma ve insana saygı duymamanın bir göstergesidir.
Ve Prof.Dr. Nesrin Güran, hızla gelen taksi den, kaçmak için geriye adım attığında, asıl tehlikeden habersizdir. Çünkü o saatte, kaldırım çalışması yapan kepçe de, arka arkaya doğru gelmektedir. Ve hocamız, taksiden kaçarken, kepçenin altında ,yılbaşı akşamı yaşamı noktalanır.
81 yaşında ki hocamız, şüphesiz böyle bi sonu beklemiyordu. Hak etmiyordu da ayrıca. Giden gidiyor. Değerli bir insan yılbaşı gecesi bu sonu yaşıyor.
Bu işte sadece kepçe opratörü mü suçlu. Acaba onu kullanacak yeterli eitimi alıp, belgesi varmıydı. Çalışma yapılırken, çevre niye kordon altına alınmadı. Işıklı uyarılar yapılmadı. Gece çalışması zorunlumuydu. Yorgunmuydu. Yılbaşını o da evinde ailesi ile geçirmek isterdi şüphesiz.
O gece haber duyuldu hemen, bir kaç gün sonra, büyük bir gazetenin Ankara ekinde de, manşet haber. "Ölümü Taşeron Elinden Oldu."
İşte, bir yılbaşı akşamı ve güzel bir insanı kaybedişimiz. Olaylardan ders alma gibi bir alışkanlığımız, ya da sorumluluğumuz da yok. Yöneticiler, yetkililer, aynı çalışma sistemini sürdürüyorlar. Gece, çalışma yapılırken uyarı ve ışık sistemi bile olmadan, benzer çalışmalar yine devam ediyor.
Ve burası Başkent Ankara. Ve bu iş kazaları, kamu kaynaklı yerlerde daha çok yaygın. Ve Belediyeler de. Şimdi bu konu ile ilgili, Ankara Belediyesi'n den bir açıklama geldi mi. Ben görmedim. Peki yapması gerekmezmiydi.
Biz böyle yönetilmeyi ve bu davranışlarla karşılaşmayı hak ediyormuyuz. Prof. Dr Nesrin Güran hak ediyormuydu. Sonu böyle mi olmalıydı.
Hocam ışıklar içinde ol. Çok üzüldük. Sizi özleyeceğiz ve çok arayacağız. Anılar biraz tesellimiz olacak belki.
Ben sizden kendi adıma, bize verdiğiniz emekler hatırına özür diliyorum. Oturduğum Başkent'te, sizi böyle bir son beklememeliydi. Öğrencilerine, arkadaşlarına. dostlarına, meslektaşlarına, aile çevresine, sabırlar ve baş sağlığı diliyorum.
Bu tür iş kazalarına yol açan, yönetim anlayışlarının da artık, yaşam alanlarımızdan çekilmesini diliyorum. Sadece istemek yeterli olmuyor tabii ki.
Ve bugün, Başkent Ankara'da, 214 köprü, kavşak, minübüs durağı, taksi durağı vs. açılış töreni var. Sayın Başbakanımız Erdoğan ve Sayın yılların Ankara Belediye Başkanı Gökçek, bu açılışları birlikte gerçekleştirecekler.
Yoksa siz, kreş, yurd, kültür merkezleri, tiyatro salonları, konser salonları, açılışı mı bekliyordunuz. Kapatırız onları, olur biter. Daha ne istiyorsunuz !