İşçi ölümleri ve meslek hastalıkları çalışma yaşamının güvencesizleştirilmesine, savunmasız bırakılmasına paralel olarak artmıştır. Gözüken tablo son yıllarda sürekli övünülen ekonomik büyümenin işçi ölümleri üzerinden olduğu, sermaye ve devleti tarafından da bu sürecin derinleşeceğidir... İşçi sınıfının "sağlıklı ve güvenli çalışma hakkı" mücadelesi de bu savunmasız durumun "can alıcı" hususunu oluşturmaktadır. Bu yüzden sendikal hareketimizin de temel sac ayaklarından birisi olmak zorundadır.
13 Nisan tarihinde Petrol-İş Sendikası Genel Merkezi'nde düzenlediğimiz Emeğin Hakları Forumu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Atölyesi'nde bizler; farklı sektörlerden işçiler, kamu çalışanları, doktorlar-sağlık çalışanları, mühendisler, akademisyenler, iş müfettişleri, gazeteciler ve iş cinayetlerinde canı yananlar bir araya geldik. Sağlıklı ve güvenli çalışma mücadelesi üzerine yaptığımız tartışmalar sonucunda görüşlerimizin ana hatları şu şekildedir:
1- İş cinayetlerine karşı Tuzla tersaneleri ve slikozis hastası işçilerin mücadele deneyimleri ve yine son olarak İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin verdiği mücadele, işçi sınıfının "can güvenliği" talebinin bütünleştirici ve devrimci dinamiğini açığa çıkarmıştır.
2- SGK iş kazaları ve meslek hastalıkları istatistikleri bir bütün olarak eksik ve yanlı bir değerlendirmeyi yansıtmaktadır. Bu yüzden sosyal güvenlik sistemi -yeni bir kamusal alanı inşa etmeyi tasarlayan bir hareket tarafından- yeniden inşa edilmelidir.
3- İşçi sağlığı mücadelesi veren ve iş cinayetlerinden canı yanan tüm kesimlerin birarada mücadele verdiği İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nde mücadelemiz birleştirilmelidir. Yine bulunduğumuz şehirlerde benzer çalışmalar örgütlenmelidir.
4- Çocuk, kadın, göçmen-Kürt ve emeklilik çağı gelen işçiler; işçi sınıfının en korunmasız en örgütsüz kesimlerini oluşturmaktadır. Hareket, bu kesimlerin kendi özgül taleplerini merkezine koyan bir anlayışla örgütlenmelidir.
5- İşçilerin sağlık hizmetlerine ulaşımı parasız, eşit ve çok dilli bir iletişimi içeren bir anlayışla talep edilmelidir.
6- İşçi sağlığı ve güvenliği tanımı -işçinin çalıştığı ve çalışamadığı tüm dönemleri kapsayacak şekilde- daha geniş bir biçimde yapılmalıdır.
7- İşçilerin işe geliş/gidiş sürelerinde gerekli sağlık ve güvenlik önlemleri alınmalıdır. Kapalı kasa kamyonetler, traktörler, koltuğu eksik veya aşırı insan taşıyan araçlar işçi servisi olarak kullanılamaz. Devlet işe geliş/gidiş sürelerini çalışma saati kapsamında değerlendirmelidir. Mevsimlik işçiler başta olmak üzere tüm servisler insana yaraşır bir taşıma aracıyla olmalıdır.
8- Yine mevsimlik işçiler başta olmak üzere işçilerin barınma, beslenme ve eğitim sorunları çözülmelidir. İnsanın barınması derme çatma barakalarda veya inşaatlarda olamaz. Mevsimlik çocuk işçiler çalıştıkları sürede eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. İşçiler sağlıksız ve yeteriz beslenmeye maruz bırakılamaz.
9- İşçi sağlığı ve güvenliği mücadelesi -6331 Sayılı İSG Yasası kapsamında da tabi oldukları biçimde- işçi ve kamu çalışanlarının ortak vermesi gereken bir mücadeledir. Bu noktada işçi sağlığı kurulları daha aktif hale ve işçi lehine çalışır bir biçimde çalışması için mücadele edilmeli; işçi sağlığı çalışan temsilcisi mekanizması aktif bir biçimde kullanılmalıdır.
10- İşyeri hekimleri ve iş güvenliği mühendisleri alandaki piyasalaştırmaya karşı sınıf mücadelesinin bir parçası haline gelecek şekilde örgütlenmeli ve işçi sağlığı hareketinin tarafı olmalıdır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi işçinin varolma savaşıdır. İşçileri üretim maliyeti olarak gören neo-liberal kapitalist politikalara da cepheden bir karşı koyuş mücadelesidir. Temel olan ise "işçi sınıfının işin örgütlenme sürecinin belirleyeni olabilmesi" tavrında olacaktır.
Emeğin Hakları Forumu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Atölyesi