Firuzköy‟de bir bodrum katındayız. Yüz metrekare var yok. Yirmi beş kişi çalışıyoruz burada. Adam başına dört metrekare düşüyor. Tepemizde küçük bir aspiratör var yalnız; ama gün boyu tepemizde vızırdayan bir sivrisinekten farksız. Pencereler griye boyalı. Pencere açmak yok, havalandırma yasak. Çünkü bu işte kullanılan kum insandan değerli. Penceresizliğe, yazın sıcağı, bir de ütü buharı eklenince içerisi yüz derece oluyor. Sıcak ve kum, her nefeste, kor halinde saçtan ince bin başlı bir tel gibi doluyor insanın içine. Ben öksürdükçe içeriden ustanın sesi yükseliveriyor.
- Öksür-me! İşe yeni girenleri korkutacaksın!
Öksürükten korktukları kadar Allahtan korkmazlar. Beni de kaç defa tembihledi ustabaşı, ulu orta boğulurcasına öksürme, diye. Ben keyfime mi öksürüyorum, dedim. İnsana değil duvara konuşuyorum. “İnsan öksürüğünü nasıl tutar?” İlacını da git tuvalette çek, diyorlar. Hep işe yeni girenler yüzünden. Korkutmamak lazımmış. İşi şirin gösterecekler ya! Eski işçiler öksürüp, ilaç çektikçe ulu orta, pireleniyorlarmış. Çıkmak istiyorlarmış.
Şimdi çay molası; ama ben çıkamıyorum arkadaşlarımın yanına. Öyle anlaştık ustabaşıyla. Ciğerlerim hırıldıyor. Hırıltısı dışarıdan duyuluyor. Ciğerlerime bir kedi kaçmış, kuyruğunu da ağzımdan çıkarmış uysal uysal sallıyor sanki...Gün sayıyorum artık, az kaldı az 3-5 ay dayanırsam paramı alıp işten çıkacağım...parası batsın hepsi büyük kız yüzünden tutturdu illa o yemek takımını isterim diye.. ana yüreği dayanır mı hiç! Dayanıyorum ama her gün bir öncekinden kötüye gidiyorum. Arkadaşlar da iyice çürüğe çıkardı adımı..
Beş ay evveldi, bir sabah tıkanarak uyandım. O zaman daha büyük oğlum Hasan askere gitmemişti. O kadar tıkanmışım ki boyun damarlarım şişmiş, yüzüm morarmış. Bizim oğlan Hasan kararında davul dövmeyi dayılarından öğrendiğinden –düğünlerde çalarlardı dayıları sağken-, nefesim çıksın diye belki bir yarım saat sırtımı dövdü. Şekerli su içirdi konu komşu. Şeker öksürüğü keser derler ya! Cam açıldı. Şekerli su tekrar. Kar etmeyince doktora götürdüler. Soğuk almışım, öyle dedi önündeki bilgisayarından bir alış-veriş sitesinden sepetini dolduran doktor. Antibiyotik verdiler. Bu ilaç yaramadı bir de şunu dene dediler. Bu doktor bilmiyor ötekine git dediler. Üç ay ne dedilerse yaptım ne verdilerse içtim. Düzelmek ne mümkün. Sonra bir doktor geldi iş yerine, yakın davrandı, işi gereği değil de anlamak için dinledi. Seninki meslek hastalığı, dedi. Silikozis. Bir tedavisi yokmuş. Bazı vakalarda hastalık yerinde sayarmış, bazılarındaysa... Ciğerler sertleşiyormuş, taşlaşıyormuş tabiri caizse. Kıldan ince bir borudan geliyor oksijen, çekiyor çekiyor çıkaramıyorsun. Oksijen değil tırnaklarını toprağa geçirmiş bir hayvan sanki.Bir haller ki sorma! 3-5 ay kalmıştı oysa dayansaydı melet, ne olacak şimdi... Bir de rapor tutuşturdu elime bunu biz işyerine de yollarız dedi.
Meslek hastalığı mı? Töbe sen esirge Allahım bu nerden çıktı şimdi.İşe nasıl giderim, ne derim kapının önüne koyacaklar beni.. zaten idare ediyoruz deyip duruyorlar şimdi birde rapor kayıt kürek gördün mü başıma gelenleri sen. Raporu elime tutuştururken istersen dava açabilirsin demez mi doktor. Yok doktor ne münasebet dedim. Bunca yıl ekmek yedik . Dedim ya ben de biliyorum kim eğri kim doğru ama bize yakışmaz. 3-5 ay kalmıştı oysa dayansaydı melet, ah dayansaydı!!
İki hafta önce iyice kötüledim. İş yapmak mümkün değil. Ayhan Bey beş bin lira veririz, dedi. Mecbur kabul ettim, çıktım işten. İşten çıktığım gün peşime kara bir kedi takıldı. Yüzü yara bere içinde. Sakınımsız, öyle yekten takip ediyor. Dışarısı insan kalabalığı bu benim peşimde. Bakkala gireyim oyalanayım belki vazgeçer, dedim. Ne münasebet kaldırımın kenarına çömeldi beklemeye başladı.Git diyorum gitmiyor alacağı var besbelli..
Anam iyice garip oldu bugünlerde diye düşündü Nermin. Bir kedidir tutturdu. Doktor dediydi gerçi oksijen azlığından oluyormuş, beyine de az gidince böyle hayaller olurmuş. Son bir haftadır gözünü hiç açmadı, ne yemek, ne su...
-Allahım sen yardım et, sen büyüksün..
Kendi kendine söylenirken köşede duran kapağı beş kat bantla bantlanmış yalnızca yılda bir kez bilemedin iki kez açılacak yemek takımına ilişti gözü. Yemek takımı da batsın dedi sonra...
Elinde süt kabı dışarıdaki kedilere yemek vermeye çıkarken içerden derin bir inilti geldi. Kapıya en son gelen kara kedi biranda ortadan kayboluvermişti.....