Kapitalist üretim sisteminin 1970’lerde yaşadığı krizi savuşturmanın reçetesi, 1980’ler ve sonrasında hemen hemen bütün ülkelerde uygulanmaya başlanan neoliberal politikalar olmuştur. Bu politikalar, 70’lerde düşen kar oranlarının, sermaye sınıfına yeniden tahsisi anlamına gelirken, emekçilerin ise o güne kadar kazandığı hakların gaspı yani kuralsız, esnek ve güvencesiz çalış(tırıl)ması anlamına gelmiştir. Türkiye’de de “24 Ocak Kararları” sonrasında IMF ve Dünya Bankası’nın dayatması ile birlikte Kemal Derviş eliyle uygulanmaya başlanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” Türkiye işçi-emekçi sınıfının kayıtdışı, esnek, güvencesiz ve örgütsüz çalışmaya mahkum edilmesi anlamına gelmiştir.
AKP iktidarı ile birlikte neoliberal politikalar hızlı bir biçimde uygulanmaya başlanmıştır. Sağlık, eğitim, çalışma yaşamı, ekolojik yaşamda sermaye sınıfı lehine dönüşümler yaşanmış, sosyal politikalar etkisiz kılınmış, özelleştirmeler artmış ve bunun sonucunda sadece çalışma yaşamı değil, ekoloji, eğitim, sağlık vd. yani insan ilişkilerinin varolduğu hemen hemen bütün alanlar ciddi anlamda deforme edilmeye başlamıştır. Kürdistan ve Ortadoğu’da süren savaşlar sonucu göç ve mülteci sorunu etkisini iyice hissettirir hale gelmiştir.
Siyasi Atmosferin Yansıması:
Özel İstihdam Büroları
Kapitalizm tarihi boyunca, savaşları ve örgütsüzlüğü sermayenin çıkarı için hep fırsat bilmiştir. Bu fırsatçılık, son dönemde uzun süre TBMM’de görüşülen kıdem tazminatının fona devredilmesi ve Özel İstihdam Bürolarının çalışma yaşamına geçirilmesi ile kendini göstermeye çalışmaktadır. Özel İstihdam Büroları, 1980’lerden bu yana örgütsüz, kuralsız, güvencesiz ve esnek çalışmaya mahkum edilmeye çalışılan işçi ve emekçilerin son kertede birer köle haline getirilmesi demektir. Özel İstihdam Büroları ile birlikte iş güvencesi, ihbar tazminatı ortadan kalkacaktır. Çünkü yeni düzenlemelerle birlikte işveren, işçiyi istediği gibi istediği zamanda işten çıkarabilecektir. İşveren için ciddi bir maliyet teşkil eden kıdem ve ihbar tazminatının ortadan kalkması bu anlamda işsizliği azaltan değil bilakis, işsizliği artıran bir sonuç doğuracaktır. Bu durum da ücretler seviyesi gittikçe düşecek, işçi sağlığı ve iş güvenliği ortadan kaldırılmış olacaktır. Örgütsüz, güvencesiz ve esnek çalışma artık çalışma yaşamında devlet eliyle meşrulaştırılmış olacaktır.
Özellikle göçmen işçilerin de Türkiye emek piyasasındaki durumu düşünüldüğünde işçilerarası rekabet artacak bu durum verimli çalışma safsatasının ötesinde işçiler arası ırkçılık ve çatışmaların artmasını besleyecektir. Kamu kurumlarındaki taşeron şirketler, bu bürolardan işçi kiralayabileceklerdir. Bunun sonucu olarak, taşeron sistemi meşrulaşacak ve taşeron işçi sayısı giderek artacaktır. Aynı işi yapan, farklı yerlerde çalışan işçiler arasında ücret farkı derinleşecektir. Bu durum suni bir sınıfsal farklılık ortaya çıkaracaktır. Kamu emekçilerini de etkileyen bu uygulamalar, kamu emekçilerinin iş yükünü artıracak, güvencesizlik tehdidi ile çalışmaya mahkum edilen kamu emekçileri daha kötü koşullarda çalışmaya mecbur bırakılacaktır. Sonuç olarak, işsizlikle tehdit edilen işçiler itaatkar birer köle haline getirilmeye çalışılacak, işçi örgütleri işlevsiz kılınacaktır.
Tüm bunlar göz önüne alındığında geçmiş dönemlerde de uygulanmaya çalışılan bu politikaların şimdi uygulanacak olması siyasi atmosferle birebir ilişkilidir diyebiliriz. Yaşanan krizi (siyasi, ekonomik, sosyal) atlatmanın bir yolu olarak daha esnek bir model ve işçilerarası rekabeti artırıp, sermaye birikimini hızlandırmanın yolu olarak Özel İstihdam Büroları işverenler için cennetin, işçi ve emekçiler için dünyadaki cehennemin bir yansıması olacak. Fakat bu durumun uzun sürede, siyasi, sosyal ve ekonomik krizi derinleştireceği de aşikar.