Çökelek köyü: Kış boyu Somayı düşünüp elimiz varmadı sobaya, şimdi biz de yandık – Özgür Ersoy

Halkevleri Soma Madenci Evi olarak Soma maden faciasında yakınlarını kaybeden ailelerimizle, Gölmarmara’ya asma yaprağı toplamaya giderken yaşamını yitiren Çökelek köyünden 15  tarım işçisinin ailelerini ziyaret ettik.Köy meydanına vardığımızda dışarıdan gelene fazlasıyla alışılmış bir hava hakimdi.  Köy kahvesinde ve meydanında oturanlara Soma’dan geldiğimizi, bizlerin de çocuklarımızı, eşlerimizi kaybettiğini acılarını paylaşmaya geldiğimizi söylediğimizde bakışları da davranışları da değişti.
 
 
 
Daha sonradan anladık ki köye iki gündür fazlasıyla gelen olmuştu. Anlaşılan basının ilgisi ve ailelerle  ziyaretlerini fotoğraflamak isteyenlerin davranışları köylünün canını sıkmıştı. Ancak mevzu Soma olunca işin rengi değişti. Meydandakilere başsağlığı diledikten sonra muhtarla birlikte aileleri dolaşmaya başladık.
 
 

İlk aile iki kızını kaybetmişti. Öğrendik ki köyde genelde kadınlar bağa gidiyorlardı tıpkı kızları gibi. Amaç harçlık çıkarmaktı aslında ve onlara göre işçi de değillerdi. “Biz gelemedik ama siz geldiniz bizi mahcup ettiniz” diyerek sarıldılar bizlere ve yedisine mutlaka bekliyoruz diyerek uğurladılar.

Bizimle birlikte aileleri dolaşan köyün gençlerinden Erdem “Burada ölenlerin hepsi akraba kamyoneti olan biriyle anlaşılır ve sabaha karşı çıkılır yola” diyor ve bizi dört kişinin yaşamını kaybettiği ailenin yanına götürüyordu. Evet sahurda yola çıkıyorlardı çünkü havanın serin olması daha fazla yaprağın toplanması demekti. En az 15 ortalama 30 kilo yaprak toplanıp kilosu 1.5 TL’den satılıyordu. Söylediklerine göre o gün aynı köyden iki araç daha karşılaşmıştı süt kamyonuyla. Şoför bariz uyuyordu zaten kaza anında kendi şeridinde de değildi!

Evlerde genellikle sessizlik hakimdi. Anladık ki ölenler kadın olunca ağıt sesi de olmuyormuş. Konu komşu akrabalarla sohbet edebildik. Erkekler az çok durumun farkında olanlar hariç neredeyse hiç konuşmuyordu.  Yaşamını kaybeden 15 kişiden 13’ü kadındı ve herkes şaşkındı. Kadınlar ise bir yandan erkeklerin baskısı bir yandan dinin kaideleri  bir yandan da devletin yapması gerekenler arasında gelip gidiyorlardı.  Bu arada ellerinde İHH poşetleriyle köyü dolaşan kadınlar tevekkül diyorlardı; ne de olsa kaderleriydi karşı çıkmak olmazdı!
 
 
 
Gözü çıkacası Gölmarmara!

“Önceleri kendi kendimize yeterdik, bağımızın bahçemizin işi bize yeterdi ama son  yıllarda yetmez oldu. Gölmarmara’nın yaprağı çoktu ve gitmeye başladık yapraklarını toplamaya gözü çıkacası Gölmarmara’nın!”

Köylü özellikle son yıllarda ekonomik olarak zorlanmaya başlamıştı. En azından harçlık çıkarmak için bağa gitmek gerekiyordu. Köyde kendi bağları da olanlar vardı ancak yaprak azdı. Kamyoneti olan biriyle anlaşılıp gidiyorlardı bağa. Tabi bu anlaşmanın da bir karşılığı var. Kişi başına 7 TL kamyonet sahibine veriliyordu. Kamyonet ise bir buçuk sene önce kredi çekilerek alınmıştı sahibi de krediyi ödemek için çalışıyordu. Ayrıca bağ sahibinin de istediği bir şey yoktu.

Asıl önemli olan da buydu aslında. Bir kamyonetin kasasına doluşup sabaha karşı yaprak toplamaya gidiyorsunuz. Bağ sahibi bağı temizlendiği üzümleri havalandığı için memnun siz de yaprakları toplayıp şirkete satarak hiç yoktan para kazandığınız için. Sigorta yok, güvence yok, can güvenliği yok ama ortada bir memnuniyet var.

Gene Erdoğan Bektaş…

Bütün bunların içerisinde Soma faciasından sonra İzmit depremi iyi ki olmuş diyen Manisa Valisi Erdoğan Bektaş gene sahneye çıkıyor ve “Orası kazaya sebebiyet verecek sıkıntılı bir yol değil uykunun bastırdığı bir saatte uykusunu almamış bir şekilde trafiğe devam etmek nasıl izah edilir, anlam veremiyoruz” diyordu. Vali bütün bu açıklamayı  1999’da ihale edilen ama tamamlanamayan yol için yapıyordu.

Koca kış sobaları yakarken elimiz varmadı hep Soma’yı düşündük!

Evet Çökelek köyü de Soma olmuştu artık. Naciye ablayla Durmuş abi Soma’dan geliyoruz madenci aileleriyiz dediklerinde “İşte burası da Soma oldu aynı”, “Oraya çok yanmıştık şimdi biz yandık” diyor yoğun bir duygudaşlık kuruyordu aileler.  Önce kader denilerek kurulan cümleler sonrasında ise “ya refüj olsaydı, yolda şerit yoktu ve 15 yıldır bu yolu yapamadılar” denilerek devam ediliyordu. Süt tankerinin şoförünün şirket tarafından ifadesinin değiştirildiği, aslında şirketin suçlu olduğu, benzinlikteki kamera kayıtlarının şirket tarafından alınmak istendiği…

Ve iki kızını bağ yolunda kaybeden Mustafa amca hıçkırarak isyan ediyordu sonunda  “Herşeyi yapabilen devlet neden bu kadar yıldır bir yolu yapamazdı neden?”

“Bırakın ağlasın bırakın bizi de çok tutmaya çalıştılar tutmayın ağlasın açılır” diyordu maden katliamında eşini yitiren Naciye abla ve ekliyordu;  “Bizim Soma’da 301 insanımız öldü kaza kader dendi. Ama biz hep katliam olduğu söyledik. Sayının kaç olduğunun hiç bir önemi yok 301’i de 15’i de bizim canlarımız. Biz de katliamdan sonra çok kötü dönemler geçirdik. Ama birbirimizi bırakmadık yan yana durduk, dayanıştık. Şimdi de sorumlulardan hesap sormak için davamızın takipçisiyiz. Sizin de dimdik ayakta durmanız lazım. Sorumlulardan hesap sormak için. Bizler sizlerle yan yana olmaya dayanışmaya devam edeceğiz. Ne Soma’da ne de burada yaşananlar kaza değil katliam.”

Evet acımız aynıydı öfkemiz ortak, yerin üstünde de altında da güvencesiz koşullarda çalışmaya mecbur bırakılan ve dayanışması bir araya gelmesi gereken bizler…