Devletlûmuz boğularak ölmek de güzel ölüm müdür? – Mahmut Yılmaz

Gülten Kazgan’ın ifadesiyle “modern Türkiye bir anlamda iç ve dış göçler ile inşa edilmiştir.” Bu aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının niceliğinin de önemli bir belirleyenidir. 1960 ve 1970’li yıllarda ithal ikameci birikim/sanayileşme dönemi, kentsel alanlarda ve yapılarda toprak kaybı, işsizlik vb nedenlerle yoğunlaşan göçü sanayi bölgeleri emme gücüne sahip olamamıştır. Gecekondulaşma kentsel alanların yeni gerçeği olmuş ancak kırsal alandan akan nüfusu politikleştirecek solun varlığı da siyasal mücadelelere bu kesimlerin akışkanlığını sağlayabilmiştir. Neoliberal dönemde ise göç olgusunun en önemli belirleyeni savaş,  işsizlik ve yoksulluk olmuştur. Öte yandan mevsimlik geçici, gezici tarım işçiliği ile ilgili devasa sorunlar yine neoliberal politikaların yoluyla kırsal alanın, tarımın tasfiyesi ile ilintilidir.

Hayata Destek İnsani Yardım Derneği’nin 2014 Mevsimlik Gezici Tarım İşçiliği Araştırma Raporu mevsimlik tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşulları ile ilgili vahametini verilerle ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan ailelerin yüzde 80’nin çadırda yaşadığı, yüzde 56’sının elektriğe erişiminin olmadığı, yüzde 62’sinin içme suyunu çeşmeden temin ettiği ve zor banyo ve tuvalet koşullarında yaşamlarını sürdürdüklerini ortaya koyuyor. Araştırmadaki hanelerin yüzde 80’i şehir ya da kent merkezinde oturmaktadır. Mart, Nisan ve Mayıs aylarında evlerinden ayrılmakta, Eylül, ekim ve Kasım aylarında ise dönüşler yoğunlaşmaktadır. Yoksulluk ve yoksunluk tüm aileleri insani olmayan koşullarda, çocuklarda dahil olmak üzere gezici ve geçici işçi olmaya zorlamaktadır. Haftanın 7 günü 11 saatten fazla çalışmaktadırlar ve ailelerin yüzde 65’i borçludur. Bu vahşi çalışma ve yaşam koşulları borç döngüsünü kırmaya yetmemekte öte yandan güvencesizliğe ayrımcılık ve sosyal dışlanma da eklenmektedir. 12-15 yaş grubunda okulu terk etme oranı yüzde 64’ken 16-18 yaş grubunda yüzde 71’e yükselmektedir.

Mevsimlik ve gezici işçiler; iş güvencesi, güvenli ulaşım, iş güvenliği, barınma, gelir güvencesi gibi temel sosyal hak ve ihtiyaçlardan da mahrumdurlar. İş cinayetleri, yollara saçılan ölüler, yaralanmalar, sağlık sorunları ancak toplu ölümler olduğunda gündeme geliyor. Mevsimlik gezici, geçici işçilerin çocuklarının yollarda, kazalarda, bahçelerde, tarlalarda ölümleri ise çoğunlukla raporlara bile girememektedir. Devlet, kazalardan sonra birkaç gün yol denetimi yapıp Anadolu Ajansı eliyle servis etmekte ve yapısal önlemlerden uzak durmaktadır. Türkiye’de en ucuz yükün işçiler olduğu gerçeğini perdelemeye çalışmaktadır.

Mevsimlik tarım işçileri içinde Suriyeli göçmenler en dezavantajlı kesimdir. En ucuz emek gücü, dışlanmaya, şiddet ve istismara maruz kalmaktadırlar. İş cinayetlerine kurban gittiklerinde haber başlıklarına eklenen “Suriyeli” ibaresi dahi toplumun zihin ve algı kodlarında bu değersizliğe vurgudur. Suriyeli tarım işçilerinin özellikle Adana’da sulama kanallarında boğulması haberlerinde öne çıkan da yine Suriyeli vurgusudur. Sulama kanallarında işçilerin, çocukların, canlıların boğulmasının çözümü örneğin kanalların üstünün kapatılması ya da başka çözümler hiç gündeme gelmemektedir. Aynı inşaatta iki farklı olayda su birikintisinde insanların ölmesi de mahalle camiinde sala okunurkenki ilgiye bile mazhar olamamaktadır. DirenEmek’te yer alan (2015 Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları) tarım işçileri, çocuk işçiler ya da işçilerin boğularak ölüm haberlerini sıraladığımızda durum daha çıplak ortaya serilmektedir.

Madencilerin ardından “güzel öldüler” diyen devlet aklına sormak gerekiyor: Devletlûmuz boğularak ölmek de güzel ölüm müdür?

***

10 Temmuz 2015 – Adana’da bir günde serinlemek için sulama kanalına giren mevsimlik işçiden 2’si kuzen, birisi Suriyeli 3 kişi boğularak hayatını kaybetti.

9 Temmuz 2015 – Ankara Polatlı’da çalışan 3 mevsimlik işçiden ikisi, Sakarya Nehri’nde yüzerken kayboldu. Kaybolan kişilerden birinin cesedi arama kurtarma ekipleri tarafından çıkarıldı.

2 Temmuz 2015 – Konya’da Afganistan uyruklu bir kişi, serinlemek için girdiği sulama kanalında boğularak hayatını kaybetti. Edinilen bilgiye göre, tarım işçisi olarak çalışan Afganistan uyruklu Besmellah Esmaeilakban (21), serinlemek için bir su kanalına girdi.

29 Haziran 2015 – İstanbul Sancaktepe’de 6 katlı bir inşaatın temelindeki su birikintisine düşen bir kişinin cesedi itfaiye ekipleri tarafından çıkarıldı. Aynı inşaatta bir yıl önce de bir kişinin boğularak hayatını kaybettiği öğrenildi.

29 Haziran 2015 – Bursa’da inşaat alanındaki su birikintisine düşen gece bekçisi Necati Ay (73) hayatını kaybetti.

22 Haziran 2015 – Erzurum’un Aziziye ilçesinde çobanlık yapan 12 yaşındaki çocuk, serinlemek için girdiği suda boğuldu.

22 Haziran 2915 – Kırıkkale’de yol bakım işçisi 19 yaşındaki Ali Kocabaş, öğle tatilinde serinlemek için girdiği baraj gölünde boğuldu.

16 Haziran 2015 – Adana’nın Ceyhan İlçesi’nde tarla sulamak isterken, sulama kanalına düşen Hacı Muhsin Dündar ve kendisini kurtarmak için suya atlayan oğlu Mustafa Dündar akıntıya kapılıp kayboldu.

16 Haziran 2015  – Adana’da son 2 ayda 5 Suriyeli, sulama kanallarında boğuldu. Son olarak elini yıkamak isterken kanala düşüp kaybolan Suriyelinin cesedi bulundu.

15 Haziran 2015 – Adana’da ellerini yıkamak için sulama kanalına uzanan soyadı öğrenilemeyen Suriyeli tarım işçisi 23 yaşındaki Ömer adlı genç, dengesini kaybedip suya düştü. Genç, akıntıya kapılarak gözden kayboldu.

20 Mayıs 2015 – Şanlıurfa’da, serinlemek için Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ait sulama kanalına giren kepçe operatörü Abdullah Doğan ile Mehmet Cengiz boğuldu.

19 Mayıs 2015 – Mersin’in Erdemli ilçesinde sulama havuzuna düşen Suriyeli tarım işçisi Selame Abdülfettah (24) adlı genç boğularak hayatını kaybetti.

9 Mayıs 2015 – Artvin’de Çoruh Park Projesi’nde işçi olarak çalışan Yusuf Karataş (36) Çoruh Nehri’ne düşerek kayboldu.