İşçi sınıfının en büyük direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran direnişinin 45. yılı sokaklarda karşılandı. Bu direnişten işçi sınıfı öğrenmeye devam ediyor. Başta metal işçileri olmak üzere çok sayıda işçi farklı işyerlerinde patronlara karşı savaş ilan etti.
15-16 Haziran büyük işçi direnişi ile Bursa'da başlayan ve yayılan metal işçilerinin eylemlerini DİSK'e bağlı Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kanber Saygılı ETHA'ya değerlendirdi.
15-16 HAZİRAN ESASEN BİR YOL AYRIMI
İşçiler 15-16 Haziran'da tarihe nasıl bir not düştü?
15-16 Haziran esasen yol ayrımı. Yıllar öncesinden başlayarak biriken öfkenin tepe noktası. Kamuoyunda özellikle 15-16 Haziran, 274-275 sayılı yasada yapılan değişikliklerle yeni kurulmuş olan DİSK'in örgütlenmesinin önüne barikat ve baraj oluşturmayı düşünen bir değişiklik. Fakat 15-16 Haziran'ı 274-275 sayılı yasada yapılan değişikliklerle sınırlayacak olursak 15-16 Haziran'ın tarifini tam yapmış olmayız. O zaman 1961 yılında 12 sendikacı tarafından kurulan TİP'i nereye koyacağız, Kavel direnişi 1960'lardan 1970'lere kadar 15-16 Haziran'a kadar gelen süreç içerisinde çok tarihsel direnişler söz konusu.
15-16 HAZİRAN DİSK'İ DOĞURDU
15-16 Haziran cumhuriyet tarihinden başlayıp, cumhuriyet tarihinin 40 yılı hem sosyal hem siyasal hem ekonomik anlamda baskı ve zulüm altında tutulduğu yıllardır. Türk-İş işçi sınıfı önüne barikat oluşturmak amacıyla kuruldu. İşçi sınıfı 1950'lerden sonra büyük bir değişim içerisine girdi. 1968-69 yılları arasında 25 fabrikada işgal söz konusu oldu. Boykotlar, direnişler, işgaller çok yaygındı. 15-16 Haziran'ın arkasında böylesi önemli eylemlerin, hak alma mücadelesinin olduğu süreç. Bu süreç militan bir işçi hareketi oluşturdu. Bu kuşak, Türk-İş'in ortaya koymuş olduğu, siyaset dışı sendikal anlayış, partiler üstü sendikal anlayışa karşı büyük bir eleştiri ve tepki geliştirdi. Türk-İş'in sendikal çerçevesi işçi hareketine dar gelmeye başladı. Türk-İş'e bağlı Petrol-İş, Maden-İş, Basın-İş, Lastik-İş, Gıda-İş gibi Paşabahçe grevinden dolayı Türk-İş'ten ihraç edilen Kristal-İş sendikası Türk-İş'e isyanı içeriyor. DİSK'in doğuşu, 15-16 Haziran'ın oluşumuna giden süreç işçi sınıfı dahil olmak üzere, kitlelerde büyük bir değişim olmasını istediği bir süreç. Aynı zamanda yukarıdakilerin eskisi gibi yönetemediği, aşağıdakilerin de eskisi gibi yönetilmek istemedikleri bir süreç.
'15-16 HAZİRAN TESADÜFEN ORTAYA ÇIKAN BİR HAREKET DEĞİL'
15-16 Haziran tesadüfi olarak ortaya çıkmış bir hareket değil. Kendiliğindenci diyebiliriz. Bu da tartışılır ama domino taşı gibi arka arkaya dizilen ve kendisini hazırlayan bir süreç söz konusu. Bu kitlelerdeki değişim isteğinin arzusunun, eyleminin, iradesinin üzerinde gelişen bir durum. Burada şunu söyleyebiliriz, o hareketin bir çok yanı tartışılabilir, ama İstanbul ve İzmit olmak üzere sahaya inen işçi sınıfı iradesini ortaya koymuştur. 15-16 Haziran'da durdurulan hayat ile işçilerin talepleri karşılanmak zorunda kaldı. Devlet 274-275 sayılı yasalardaki değişiklikliği Meclise sunmasına rağmen, uygulamaya koyamadı. Arkasından sıkıyönetim uyguladı. Kovuşturmalar başlattı. 15-16 Haziran, işçi eylemlerin tepe noktasıdır ve yol ayrımıdır. Bu yol ayrımı, burjuva sendikal anlayıştan kopuştur.
METAL GREVİ YOL AYRIMINA GİDEN BİR KİLOMETRE TAŞI
15-16 Haziran'dan metal direnişine işçiler ne istiyor? Yeniden bir rol ayrımı var mı? Değişim isteği ne?
Son aylarda Türkiye işçi sınıfını ve ezilenleri yakından ilgilendiren metal işçilerinin ayaklanmasıyla karşı karşıyayız. 15-16 Haziran'ın tıpkısı ve aynısını beklenemez. Her şey kendi formatıyla gelişiyor. Bu metal grevi 15-16 Haziran'la kıyaslanmaz. Metal grevi bir yol ayrımına giden iyi bir kilometre taşı. Buraya gelene kadar onlarca grev, fiili direnişler, işgaller söz konusu, bunlar ara taşlar. 1970'teki 15-16 Haziran'ı hazırlayan koşulları söylerken 35-40 yıllık cumhuriyetin baskı dönemi söz konusu. Bugün de aynı şey söz konusu. 1980'deki 12 Eylül darbe yasasıyla, kurallarıyla, haki rengiyle devam eden, aynı zamanda neoliberal politikanın uygulandığı baskıcı, zorbacı, tekçi bir süreç yaşanıyor. AKP süreci de buna dahil. Bu süreçte işçilerin onuru ayaklar altında çiğnendi. Patronlara yakın olan sendikalar eliyle yapıldı. Bunların en başında da Türk Metal Sendikası geliyor.
'12 EYLÜL'DEN BU YANA SÜRDÜRÜLEN SENDİKAL ANLAYIŞ İFLAS ETMİŞTİR'
İşçiler, devletimiz bölünmesin, vatan bölünmesin gibi propagandalarla büyüdü ve parçası haline geldi. Kendi sorunlarını göremedi. İşçi sınıfı 15-16 Haziran sürecinde 40 yıllık bir öfke söz konusuysa aslında bu da işçi sınıfının en zor koşullarda çalıştığı, en genç işçilerin olduğu, sendikal ihanetin en çok yaşandığı, zincirin en paslı olduğu yerde metal işçileri başkaldırdı. Burada metal işçilerinden önce birçok direniş ve grev var. Birleşik Metal-İş'in grevi. MESS'e karşı bir grev iradesi söz konusuydu. Birçok yerde işgaller, direnişler. İşçi sınıfı birbirinden öğreniyor. Belli bir süreden sonra gücünün farkına varıyor. Önemli olan işçi sınıfının değişiklik istiyor olması. Bu mevcut sendika, sadece Türk Metal değil, 12 Eylül'den bu yana sürdürülen sendikal anlayış artık iflas etmiştir.
'METAL İŞÇİLERİNİN TAVRI BÜTÜN İŞÇİ SINIFINI KAPSAYAN BİR TAVIRDIR'
Metal işçilerin hareketliliğini bütün işçi sınıfı için okuyabilir miyiz?
Elbette, metal işçilerinin tavrı işçi sınıfını bir bütün olarak kapsayan bir tavır. Birleşik olmasa bile iradesini temsil eden bir hareket. 15-16 Haziran'ın yaratılmasında en önemli nedenlerden bir tanesi mevcut sendikal anlayışsa, bugün de gelinen aşamada sendikal hareket sanki patronlarla işçiler arasında arabulucu, bir hakem konumuna gelmiş durumda. Oysa 15-16 Haziran döneminde Türk-İş'ten ayrılarak DİSK'i kuran sendikacıların anlayışı, antikapitalist bir anlayışa da sahip. Kapitalizmi hedeflemeyen, mücadele etmeyen, yeni süreci hesaba katmayan, üretim koşullarındaki değişimleri, güvencesizliği örgütlemeyi hesaba katmayan sendikal anlayışın geleceği yoktur. Nasıl ki 15-16 Haziran fiili meşru mücadele üzerinde yükselmişse, bir gecede yasaları değiştiren bir devlet ve hükümetle karşı karşıyayız.
Günümüzde artık, kitlelerin çok büyük değişim istemleriyle karşı karşıyayız. Metal işçilerinin Türk-Metal'e karşı aldığı buz kıran tavır, kitlelerin bu değişim isteğine örnektir. Bizim hazırlanmamız gerekiyor. Süreç çok ciddi yol ayrımına doğru gidiyor. Bu tamamlanmış değil, bunu önümüzdeki süreçte işçi hareketinde daha fazla göreceğiz. Metalde çakılan kıvılcımın durması mümkün değil. Su yolunu bulacaktır.
Sendikal hareket işçi sınıfının bu değişim isteğini nasıl görmeli, nasıl okumalı?
Sendikalar birbirinden farklı olabilir. Yeni bir sendikal anlayış, fiili meşru mücadeleyi önüne hedef koyan bir sendikal anlayışa ihtiyaç olduğu açık. TİS'lere, aidatlara, yasalara güvenerek benzerler üzerinde sendikal mücadeleyi, işçi hareketini geliştirmemiz mümkün değil. Metal işçileri sendikalara üye olmuyor, "Biz hiçbir sendikaya üye olmak istemiyoruz, çünkü paramızı alıyorlar, ama bizim davamızı savunmuyorlar"diyorlar. Bu tabii ki Türk Metal'in en kötü sendika sendikasızlıktan iyidir anlayışı artık bitti. En kötü sendika sendikasızlıktan iyi değil artık. Bu sendikaları işçilerin gözünde yerin dibine batırıyor. Onların bize söylediği şey şu: Biz temsilcilerimiz vasıtasıyla patronlarla görüşeceğiz, biz kendi kendimizi yöneteceğiz.
'METAL İŞÇİLERİ EKMEKTEN ÖNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞACAK'
Metal işçileri ekmekten önce özgürlüklerine kavuşmak istiyor. Metal işçileri, Türk Metal'den ayrılarak özgürleşmek istiyor. İşçi sınıfının bize söylemek istediği şey şudur: Artık biz kendi kendimizi yönetmek istiyoruz.