İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları çözülür mü? - Şeref Özcan*

“İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nun yürürlüğe girmesi ile iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi açısından çok önemli bir eşiğin aşılacağı ve çalışma yaşamının da daha güvenli bir hale geleceği umut edilmişti. Oysa ki, gerçeklik bu yolu tercih etmedi! Anlamak isteyenler için, yasa çıkarmakla sorunların çözülemeyeceği gerçeği, aradan geçen kısa sürede açığa çıktı. Öyle ki, 2014 yılı, iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından, tespit edilebilen 1886 ölüm ile bilinen en kötü yıl olarak kayıtlarda yerini aldı.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) gibi esas olarak yaşam hakkına ilişkin bir alanda, sorunların çözümünü taşeronlaştırılmış bir piyasadan beklendiği için; yasanın kulağa hoş gelen pek çok düzenlemesi de, herhangi bir dönüşüme yol açamamaktadır.

İSİG alanındaki piyasalaştırma hedefine, ortak sağlık ve güvenlik birimleri (OSGB) üzerinden varılması amaçlanmıştır. Özel istihdam bürosu gibi çalışan OSGB’ler üzerinden geliştirilen piyasalaştırma sürecinin en doğal sonucu, çalışanın sağlık ve güvenliğinin gözetimi yerine, karlılığın temel ölçüt haline gelmesidir. Böylesi bir süreçte de, OSGB’ler açısından başarının yegane ölçütü, İSİG alanına yapılan katkı değil, pazarlama faaliyetindeki başarı olmaktadır. Artık, ihtiyaç duyulan, vasıflı İSİG personeli (işyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları ve konuyla ilgili diğer personel) değil, daha da fazla sayıda yetenekli pazarlama görevlileridir. Bu nedenledir ki, OSGB’lerin internet sitelerinde, iş kazalarına veya meslek hastalıklarına karşı mücadeledeki başarılar değil; ne kadar çok firmayla iş yaptıklarını gösterir referans listeleri vurgulanmaktadır! Karlılığın temel ölçüt olduğu yerde ise insan canı ancak pazarlanacak bir unsur olarak kendisine yer bulabilmektedir.

Yasa’nın, İSİG alanındaki sorunların çözümü açısından kendisine temel aldığı risk değerlendirmelerine yönelik uygulamalar açısından da durum pek iç açıcı değildir. Öyle ki, yasak savma asıl amaç haline gelmiş; bu nedenle de, risk değerlendirmesinde hangi yöntemin uygulanmasının daha doğru olacağı şeklindeki tartışmalar, “kopyala - yapıştır” yöntemine karar kılınması ile çözümlenmiştir.

Üzerinde çok konuşulan işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili eğitim belgeleri ise ülkemizde en çok hazırlanan sahte belge türleri arasında başı çekmektedir.

Piyasalaşmadan medet umulunca, ucuz işgücü temini amacıyla yedek işgücü ordusunun oluşturulması gerekeceği de açıktır. Kolaylıkla dağıtılan sertifikalar sayesinde, çok sayıda İSİG personeli oluşturularak bu sorun da halledilmiştir.

Güvenceleri işverenin iki dudağı arasında bulunan İSİG personelinin, alandaki sorunların çözümüne bir katkı sunabilmeleri ise beklenilir bir durum değildir. Uygulamada, İSİG personelinin hoşlanılmayacak derecede(!) işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgilenmesi durumunda, akla ilk bu kişilerin işten çıkarılması gelmektedir Böylesi bir sürecin doğal sonucu olarak da, yıllardır İSİG çalışmalarına emek veren kişilerin alandan çekilmesi ve giderek de piyasaya uyum sağlayabilecek olanların burada daha çok yer tutması söz konusu olmaktadır. Değinmeye çalıştığımız üzere, İSİG alanındaki temel sorun, çözümün piyasadan aranmasında yatmaktadır. Aslında, bu durum, esas itibariyle emek alanındaki mevcut durumun da doğal bir sonucudur. Bu nedenle, sorunun çözümünün de, emek alanındaki diğer sorunların çözümü ile benzer bir yol izlemesi beklenmelidir. Uygulanagelen emek rejiminin tercihi, esnekleştirme ve güvencesizleştirme ile sınıfın sınırlı örgütlülüğünü de dağıtma üzerine olunca; çözüm de daha fazla örgütlenmede görünmektedir. Bu yönde atılacak ilk adım ise doğaldır ki sendikal örgütlenmeye doğru olmalıdır. İSİG alanındaki sorunların çözümü açısından da ihtiyaç aynı noktada görünmektedir. Çalışanlar gerçekten örgütlü olmadıkça, güvencesizlik esas olacak; güvencesizliğin hüküm sürdüğü bir coğrafyada ise işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamaları kağıt üzerinde kalmaya devam edecektir.

* İş Başmüfettişi