Tencere tava hep aynı hava - M.Ender Öndeş

Artık bu bir klasik oldu. Yeni değil, AKP’ye özgü de değil, genel olarak devletin bir refleksi olarak klasik bir davranış: Grev erteleme. Şöyle az çok ele avuca gelir bir sektörde hatırı sayılır miktarda işçi, “arkadaş bu ücret ve haklar bize yetmiyor, azıcık fazlasını istiyoruz” diye greve çıktığında, herkes ne olacağını biliyor. Bakanlar Kurulu oturuyor (sonuncuda onu bile yapmadılar) ve sabit bir gerekçeyle grevi erteliyor, yani aslında yasaklıyor. Özellikle o sektörde, grevin başladığı zaman, patronları zorlayacak bir zamansa, bu arada erteleme süresinde o zorlanma da bitmiş oluyor. Mesela havayollarında ya da turizm sektöründe yazın grev ilan ederseniz, 60 günlük erteleme şirketi kurtarmış olur, vb...

Yasanın kökeni 1963’e kadar gidiyor. 1963-1980 arasında 200’den fazla “milli güvenlik” ertelemesi var ama işçi sınıfının uyanışı ve örgütlü gücü, o günlerde pek kararname takmıyor; daha doğrusu erteleme engelleme olamıyor. 80 dönemini ise sormaya gerek yok, çünkü grevin kendisi yasak. Ama orada atlanmaması gereken küçük bir ayrıntı var. Darbe öncesi Demirel hükümetinin Başbakanlık Müsteşarı ve 24 Ocak Kararları’nın mimarı olan Turgut Özal, 1980 Ağustos’unun son günlerinde ABD gezisinden geldiğinde havaalanında gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Bir gazeteci, o günlerde binlerce işçinin greve hazırlandığını hatırlatınca verdiği cevap ilginçtir: “Yakında bunlar halledilir!”

Eh, 15-20 gün sonra neler olacağını biz bilecek değiliz ya, elbette o bilecek!

Ama cuntayla da bitmiyor iş, 1983’ten sonra da yüzlerce grev aynı kararnamelerle yasaklanıyor. Sadece Ocak 1991 Körfez Krizi sırasında 260 grev milli güvenlik gerekçesiyle erteleniyor örneğin. Tuvalet kağıdı üreten fabrikalarda bile! Lastik ve cam sektöründe de yıllarca her toplu sözleşme dönemi ertelemelerle geçiyor. AKP döneminde ise ertelemeler zaten zirve yapıyor. Petlas grevinden, 2004 Şişecam grevine, Goodyear, Türk Pirelli ve Brisa, Erdemir’e ve Ciner madenlerine kadar neredeyse her grevde hükümet devreye giriyor ve gerekçe hep aynı: Milli Güvenlik!

Mesela şimdi ertelenen grevin yapılacağı işletmelerden biri olan Paksan Makina AŞ. ne iş yapıyor? Saman balyalama makinaları üretiyor!

Peki, Sarkuysan ne iş yapıyor? Bakır tel ve boru!

Yücel Boru ve Profil ise hem her türlü boru yapıyor, profiller ve sac ruloları üretiyor.

Cengiz Makine? O da metal işleme makinaları ve daha bir sürü şey üretiyor...

Peki, bütün bunların “Milli Güvenlik”le ilgisi ne?

Yani siz bir fabrika açıyorsunuz; işçileri yok pahasına çalıştırıyorsunuz, işler iyi, güzel! Sonra, işçileriniz “bir dakika” diyor, “biz bu koşulları beğenmiyoruz, daha iyisini istiyoruz.”

Sonra ne oluyor? Sonra, siz abinize gidiyorsunuz. Hani şu her seçim öncesinde oluk oluk para akıttığınız, elini eteğini öptüğünüz adam var ya, ona. E, ağanın eli tutulur mu artık. O da çekiyor önüne bir kağıt, yazmaya başlıyor: “Milli Güvenlik ve Genel Sağlık gerekçesiyle...”

Anlaması zor ama konunun tabii ki Milli Güvenlik’le ilişkisi var. Sonuçta vatan bir bütündür! Bu işyerlerinde üretimin aksaması, ekonomiyi zayıflatmaz mı? Zayıflatır! Bizimki zaten zayıf, cep delik cepken delik ama meseleyi dar düşünmeyin öyle; geniş anlamda ekonomi, tabii ki, bakır tel üreticilerinin durumunun iyi olması demektir. Hal böyle olunca, Milli Güvenlik nasıl sağlanabilir ki? Bir ülkenin güvenliği ancak “güçlü bir ekonomi” ile mümkündür; dolayısıyla balya makinası, cam, tuvalet kağıdı, vs. üreten fabrikaların patronlarının kâr oranlarının düşmemesi gerekmez mi?

Bakın mesela grev yapılacak fabrikalardan olan Schneider Elektrik, şu her yerde gördüğümüz “Acil Durum” ışıklandırmalarını da yapıyormuş; yani düşünsenize, adamlar bir batsa, tren istasyonlarında, AVM’lerde o merdivenlere doğru koşan insan figürünü göremeyecek ve bir tehlike anında ne halt yiyeceğimizi şaşıracağız! Üç kuruş zam uğruna bu kadar büyük bir riske girmeye değer mi?

Sonuçta “güvenlik” her şeyin başı; saman bile balyalayamazsak memleketi nasıl koruyacağız?