Ölüm Kuyuları - Gözde Bedeloğlu

Günlüğü 30 ila 50 TL arasında değişen ücretlerle, hiçbir mühendislik kuralına uymayan ‘ölüm kuyularına’ inip, olabilecek en ilkel yöntemlerle kömür çıkartıyorlar. Havalandırma yok. Kaçış yolu yok. Ne başta baret, ne de yüzde maske... Kazma, kürek, kovayla yerin metrelerce altında, ciğerleri tıkana tıkana, “bugün de ölmedik çok şükür” diyebilme umuduyla, günde en az 8 saat çalışıyorlar. Hiçbir sosyal güvenceleri yok. Ölmemeye çalışmaları hayata bağlılıklarından değil, geride kalanların omuzlarına bırakmaktan korktukları borç yükünden.

***

Şırnak’ın Cudi Dağı eteklerinde bulunan kaçak kömür ocaklarında binlerce maden işçisi, her gün beline bağladığı uyduruk urganla o kör kuyulara iniyor. 15 gün içinde 5’i öldü. 3 Haziran’da İbrahim Sağnak, 11 Haziran’da Ahmet Baysal, Emin Baysal, Selahattin Uçar ve 18 Haziran’da Musa Seven. Çekirdek çitler gibi işçi çiğnenen bir zamanda, hazırladığı torba yasayla çalışma saatlerini 36 saate düşürmesi beklenen AKP hükümeti, neo-liberal bir yırtıcılıkla, 36’sı yer altında, 9’u yer üstünde olmak üzere yine süreyi 45 saatte tutmak konusunda kararlı olduğunu gösterdi.

***

Cudi Dağı’nın 25 bin hektarlık alanında var olduğu söylenen kömürün, Maden Tetkik Arama kurumu tarafından yapılan incelemeler sonucunda kükürt ve kül oranının yüksek ve kalitesiz asfaltit olduğunun anlaşılmasına rağmen, bölge kayıt altına alınıp ocaklar Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) verildi. Bu ocaklar, 90’lı yıllarda köyleri yakılıp boşaltılan, toprağını hayvanını bırakıp göç etmek zorunda kalan insanlar için tek geçim kaynağı oldu. Birbiri ardına açılan denetimsiz, kaçak kuyular, çiftçilikten başka bir şey bilmeyen köylülerin hayatta kalmak için ölümüne çalıştıkları yerler haline geldi.

***

AKP iktidarıyla TKİ’ye (Türkiye Kömür İşletmeleri) ait asfaltit madenleri rödovans-yani kiralama yöntemiyle, (maden ocağının işletmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ) Şırnak Valiliği’ne, valilik tarafından da yine aynı yöntemle özel bir firmaya devredildi. Firma ise alt taşeronlara vererek üretimi sürdürdü. Bakanlığın geçen yıl, bölgedeki ruhsatlı maden ocaklarını kapatmasına rağmen, herkesin bildiği ve görmezden geldiği üzere, 100’e yakın olduğu tahmin edilen kaçak kuyuda binlerce işçiyle kömür çıkarmaya devam ediliyor.

***

Çalışıyorlar, çünkü çaresizler. Ekecek toprakları, otlatacak hayvanları, yaşayacak köyleri yok. Ya açlıktan ölecekler, ya o çukura girecekler! 150 metrenin içinde, üç kuruş için ölümle burun buruna kömür solurken, düşündükleri tek şey, gün sonunda eve götürecekleri ekmek. O değilse, mevsimlik tarım işçisi olacaklar. Çoluk çocuk oradan oraya sürüklenip, tozun toprağın içinde aş kaynatacaklar. O değilse, bir AVM inşaatının naylon çadırlarında yanarak ölecekler. O değilse, bir rezidansın 20. katındaki dandik iskelede aşağı bakmamaya çalışarak, ellerindeki fırçayla o zenginlik garabetini boyayacaklar. O değilse, tersanedeki patlamada paramparça olacaklar. O değilse, bir binanın ışıksız bodrumunda, kot kumlarını akciğerlerine doldurarak silikozis yüzünden ölmeyi bekleyecekler. O da değilse, mutlaka canlarının ‘kıymetsizliğini’ yüzlerine vuracak başka bir iş...

***

Türkiye’de sistematik bir şekilde işçi öldürülüyor. Dere, ağaç demeden, doğa ve emek sömürüsüne dayalı bu sistemin çarkı insan kanıyla döndürülüyor. “Büyük düşün Türkiye” diye pompalanan rantçı-aç gözlü siyaset; canı ve onuru hiçe sayılarak çalışmak zorunda bırakılan emekçilerin kör kuyulardan, ışıksız bodrumlardan yükselen seslerini kıstığı gibi; habersiz bırakılan, olup bitene sırtını dönen kim varsa, ellerine kan bulaştırıyor.

Büyük düşünürken, hızla küçüldü Türkiye. Emekçinin kanı üzerine dikilen AVM’lerde yiyip içen, duvarına çarpa çarpa düşüp öldüğü rezidansında 3 çocuğuyla mutlu mesut yaşayan insanlara dönüştük. Ancak fazla sürmez, bu ölüm kuyuları hiçbirimizi sağ bırakmaz; bu düzen, hiçbirimizi cezasız yollamaz.