Karanlık bir dünyanın dehlizlerinde IV - Sedat Yılmaz

SOMA’DA mafya düzeni

Soma’da işler aslında tam bir mafya düzeni içinde yürüyor. Nakliyesinden işçi servisine, yemek ihalesinden, temizlik şirketlerine ve işçi alımına kadar her şey yerel bürokrasi, sermaye ve sendika arasında düzenleniyor.

Soma: Asıl tehlike bundan sonra

Soma büyük facianın korkularını henüz üzerinden atmış değil. Acı çok büyük ve çok taze. Belirsizlik ve kaygı var. Kimse konuşmuyor, susuyor, hükümetin belirleyeceği tazminat miktarını ve yasal düzenlemeleri bekliyor. Kentteki kömür ocaklarında henüz üretim yok. İşe gitmeyen işçiler tek iş olanakları kömür olduğu için maden ocaklarının eksikliklerini dile getirseler de işveren ve hükümet karşıtı yorumu ancak isim vermeden yapıyorlar. İşten atılma korkusu çok yoğun. Bütün cümleler “ama ismimi yazma” diye bitiyor. “Benim emekliliğime birkaç ay kaldı. Bankaya borcum var. Çocuğum okula gidiyor. Başka işim yok. Evde tek çalışan benim. Kira ödüyorum...” gibi cümleler ardı ardına geliyor. “Bu şehirde madene girmek için bile rüşvet verirsin. Yani olası bir ölümü parayla satın alıyorsun” diyen bir işçinin sözleri sanırım korku ve endişeyi haklı kılıyor. Alevi köyleri bu konuda biraz daha cesaretli. Sendika ve derneklerden aldığım bilgiye göre tazminatlarını almayı bekleyen yaklaşık bin 500 aile göç etmeyi planlıyor. Son 6 ayda emekli olan kamu işçilerinden 300 aile kenti terk etmiş.

Cenaze turizmi yapılıyor

Alana tahminimizden çok fazla kişi/kişiler girmiş durumda. Cemaatlerden tarikatlara, imamından sendikalara, sağından soluna kadar herkes orada. İktidar yanlısı örgütler sürekli “kader” algısıyla telkinlerde bulunurken, solun hukuki boyuta yoğunlaşmış olması düşündürücü. Çocuklar gelenleri karşılıyor ve evleri gezdiriyor. Ellerine verilen oyuncaklar aslında her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu göstermekte. O yüzden de sık duyduğumuz “ateş düştüğü yeri yakar” sözü burası için daha fazla geçerli.

Toplumsal bir travma

Ankara’dan pisko-sosyal hizmet için gelen bir memur, isminin kullanılmasını istemiyor. Facianın yaşandığı gün Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında çok ciddi sıkıntılar yaşandığını, bu yüzden de ilk başlarda koordinasyonsuzluk olduğunu söylüyor. Kendilerinin çocuk, kadın ve yetişkinlerle ayrı ayrı ve gruplar halinde çalışmalar yürüttüklerini belirten yetkili memur, çok yoğun başvuru aldıklarını belirtiyor. “Toplumsal bir travma var. Birincisi kazadan sağ çıkanlar travma yaşıyor, ikincisi yaşamını yitirenlerin yakınlarının yasları var, üçüncüsü arama kurtarma çalışmalarına katılan madenci arkadaş travmasını yaşıyor” diyen yetkili, şimdiye kadar 15 grup çalışması ile toplam 159 kişiye ulaştıkların ve tramvaya uğramış bütün kesimlere sosyal, politik ve ekonomik hakları konusunda da bilgilendirme yaptıklarını ifade etti.

Asıl tehlike bundan sonra

Bireylerin sosyal politikalarla desteklenmesi gerektiğinin altını çizen yetkili önemli bilgiler veriyor: “Yalnız Soma’da değil Kınık, Savaştepe, Kütahya, Balıkesir, Zonguldak ve özellikle köylerinde çok hızlı çalışma yapmak gerekiyor. Mesela şimdiden aile içi şiddeti bazı yerlerde görebiliyoruz. Kamu sürekli ihtiyaç taraması için gidiyor. Bol bol para ve vaat dağıtılıyor. Madenci ve madenci yakınının susturulması gerekiyor, iyileştirme ve rehabilitasyon ise ikinci planda. Ayrıca bir de engelliler var. Henüz bu insanlara ulaşılmış değil. Bu facianın psikolojik boyutu normal insana bir yansıyorsa engelliye dört yansıyor. Muhtemelen çok kötü durumdalar. Bir diğer konuşulmayan ve perdelenen konu ise Kürt nüfusu. Var mı yok mu, nerede yaşıyor, ulaşamıyoruz.”

Toplama bir şehir

Zonguldak gibi Soma da yoğun göç almış bir ilçe. Nüfusun yüzde 80’i başka illerden gelen toplama bir şehir. 17 bin madencinin çalıştığı şehirde 12 bin sendikalı işçi var. Bunların yaklaşık 3 bini Zonguldaklı. Soma Holding ve İmbat Madencilik yanı sıra yeni kömür sahaların açılması için hazırlık yapıldığını öğreniyoruz. Yeni şirketlerin gelmesiyle birlikte kentteki madenci sayısı 25 bini aşacak. Cengiz Kolin, Koç gibi büyük patronların hazırlıklarının bilgisini veren eski Yeraltı Maden-İş Sendikası’nın yöneticilerinden Kamil Kartal, aşırı üretim zorlamasının kazalara davetiye çıkardığını belirterek, “Soma’ya bütün firmalar geçici bakıyor. Kömürü çıkarıp gitmeyi planlıyorlar. Bu yüzden de insan ve Soma düşünülmüyor” diye konuştu.

Tarım bitince...

Çorum, Zonguldak, Bartın, Ordu, Kütahya, Erzurum ve Şırnak gibi illerden gelenler şehrin yüzde 80’nini oluşturuyor. Soma merkezinde yaşayanlar daha çok ticaret yapıyor. Soma köylüsü son 10 yıldır madene iniyor. Bunun nedenini Çiftçi-Sen’e bağlı Tütün-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem anlatıyor: “IMF ve Dünya Bankası marifetiyle 1980 yılından itibaren tarımda uygulanan neoliberal politikalar çiftçiliği bitirdi. TEKEL de devre dışı bırakılınca köylüler çokuluslu şirketlerin insafına bırakıldı. 1999’da 580 bin olan üretici sayısı (aile olarak hesaplandığında 3 milyon kişi yapıyor) 50 binin altına düştü. Köylüye verilen destekler ortadan kalktı. Tarım satış kooperatifleri devre dışı bırakıldı. Tarımdaki dönüşümün sonucu topraklarında üretim yapamayanlar yeraltına geçimlerini sağlamak için girdiler. 2002 yılına kadar 220 bin ton tütün üretilirken, bugün 50 bin tonun altına düştü. İnsanlar bankalara borçlandı ve borçlarını ödemek için madene indi. Ölenlerin büyük çoğunluğu dağ köylerindendir. Bunların tamamı tütüncülük yapan insanlardı. Tarım özel şirketlerin eline geçtikçe köylüler topraklarını terk etti. Kürt illerinde yaşanan savaş göçünden sonra en büyük göç tarımın çözülmesiyle başladı. Karadeniz’den Soma’ya gelenlerin tamamı çay ve fındıkla uğraşıyorlardı. Kota uygulaması onları buralara sürdü.”

Soma’nın banka bolluğu

Küçük bir ilçe olmasına rağmen Soma’da inanılmaz bir banka yoğunluğu var. Somalı olan Tütün-Sen Başkanı Erdem, “Madende çalışanların büyük bölümü bankalara borçludur” diyor. Ayrıca Soma şu an avukat kaynıyor. Kentteki kurumlar arasında en hareketli hukuk bürolarının olduğu herkesin ortak gözlemi. Zonguldak’ta vergi rekortmenlerinin arasında hatırı sayılır avukatın olmasının ardından bu düşündürücü bir ayrıntı.

Sandık değil şantaj aracı

Günde 20 liranın dayanışma sandığı için kesildiğini söyledik. Bu sandık işçi için bir birikim fonu olarak lanse edilse de yönetim şekli ve paranın değerlendirmesi şaibeli. Kim yönetici? Nasıl yönetiliyor? Faizinden kim nemalanıyor? Bilen yok. Bordrosunu gösteren işçi anlatıyor: “İhtiyacım olduğu için sandıktan biriken paramdan bin lira çekmek istedim. Bir haftaya sonra gün verip 950 lira ödediler, 50 lira dosya masrafıymış. Tüm paramı çekmek istediğimde ise faizsiz olarak o güne kadar yatırdığım parayı alabiliyorum. Tabii dosya masrafı düşülerek” diyor. Soma Spor’a yapılan yardım yoğun itirazlar sonucu kaldırılmış ama iş alan taşeron firmalar kulübe yardım etmek zorunda.

Bu arada, işçiye Toplu İş Sözleşmesi’ni (TİS) soruyorum? “O da ne” diye cevap veriyor. “Hiç görmedin mi” diyorum, “yok abi, ben bilmem ki onu sendika bilir” diyor.

Tam bir mafya düzeni

Soma’da işler aslında tam bir mafya düzeni içinde yürüyor. Nakliyesinden işçi servisine, yemek ihalesinden, temizlik şirketlerine ve işçi alımına kadar her şey yerel bürokrasi, sermaye ve sendika arasında düzenleniyor. Kimin nerede ne kadar komisyon alacağını herkes biliyor. Sendika madene alınacak işçiye kadar söz hakkına sahip. Eskiden devlet memuruna tavuk, yumurta, yoğurt, süt götüren köylüler şimdi madene inmek için yerel güçlerle temas için kuruyor. Bu mafya düzeni çizgiyi aşınca devletin zaman zaman operasyonlar yaptığı, hatta iki yıl önce yapılan bir operasyondan birçok kişinin halen cezaevinde olduğu anlatılıyor.

Sendika istifa mı etmiş?

Soma’da bütün yollar sendikaya çıkıyor. Yoğun tepkiler üzerine istifa ettiği dillendirilen sendika yöneticilerin bir kısmının istifa etmediğini orada öğrendik. Tepkinin azaltılması için iki yeni şube açılarak, “artık kendi temsilcinizi seçebilirsiniz” süsü veriliyor. Ben oradayken yapılan seçimlerin yargıya intikal edeceği belirtiliyordu. Profesyonel sendikacılık bir gelir kapısı. Yöneticilerin aldığı maaş ve harcırahları telaffuz etmek zor!

Sendika ve siyasetin taşeronu

Patronun taşeron örgütlenmesi var da sendika ve siyasetin olmaz mı? Gazetecilik yaşamımda hiç görmediğim kadar dernek ve lokal gördüm Soma’da. Hemşeri dernekleri en başta. Sorunca anladım ki, hepsi etiket. Seçim dönemlerinde hem sendikanın, hem de siyasetin arka bahçesi olarak kullanılıyor. Bu dernek ve lokallerin bir kısmının kirası sendika tarafından ödeniyor ya da nakdi yardımlarda bulunuluyor. Bu da sendika seçimlerinde oy olarak dönüyor. AKP’nin Manisa mitingine işçilerin patron tarafından taşınması gibi bir sistem. Bazı sol örgütlerin kirasının ödendiği, otobüs temin edildiği gibi iddialar bile var. Örneğin 1 Mayıs’ta işçiyi eylemden çekmek için sendika, piknik düzenleyebiliyor. Hatta rödovanslı sahanın aynı işverene verilmesi için iki yıl önce sendika kentte miting bile düzenlemiş. Özetle sendika satın alabildiğini satın almış, alamadığını ise bürokrasi ve işveren üzerinden baskıyla disipline ediyor. Başka bir ayrıntı olarak, Türk- İş’e bağlı bu sendika (Türkiye Maden İşçileri Sendikası) oluşan tepki sonucu şu sıralar DİSK Maden- İş’te örgütlenen işçilere, “bunlar zaten Alevi ve hepsi içkici” gibi çok tehlikeli bir propaganda yürütüldüğüne tanıklık ettim. Sendika değiştirmek isteyenlere “dayanışma sandığındaki paraların yanar” tehdidi yapıldığını bizzat işçiler söyledi. İşçi, “İşe girince 30 yere imza atıyoruz. Ne olduğunu bilmiyoruz” diyor. Solun en eski ve yetkin isimlerinden birinin söylediği, “hep birlikte sendikayı itibarsızlaştırdık” sözleri özet niteliğinde.

‘Madencinin ölüsü para eder’

“Madencinin dirisi değil ölüsü para eder” sözünü akşam evinde kaldığım tarım işçisi anne söylüyor. Çeşitli olaylar anlatıyor: “Köyde bir baba gece vardiyasına geçtiği için sağ kalan oğlunu azarlayarak, ‘neden vardiyanı değiştirdin. Sen ölseydin şimdi hepimiz kurtulurduk’ demiş örneğin. Bir başka olayda ise, resmi nikah yapmış ama düğününü yapmamış madenci öldükten sonra aile ile kadın kavgalıymış. Aile parayı kendisine istiyormuş kadın da kendisine...

Ankara’dan gelen memur da bunu doğruluyor ve “Ölüm üzerinden zenginleşme hikayesi aileler arasında bölünmeye neden oldu” diyor. Bir sendikacı ise, “ölen madencilerin elektrik borcu sıfırlanacak denilince aynı gün 700 kişi kuruma başvurarak madenci yakını olduğunu ispatlamaya çalışmış” bilgisini aktardıktan sonra “işte bizim halimiz” diye kahırlanıyor.”

Günde bir ekmek parası

Merak edip bir madencinin maaş bordrosuna göz attım. Ustabaşı olarak 29 gün çalışmış olan bir işçi kazancı, günlük 62 lira 43 kuruş üzerinden brüt toplam bin 967 lira 99 kuruş olarak hesaplanmış. Yeraltında çalışanlar vergiden muaf oldukları için bu paranın bir kısmının vergi iadesi olduğunu not etmek gerekiyor. Madencinin aldığı paradan 46 lira 82 kuruş sendika aidatı olarak kesilmiş. 66 lira 82 kuruş özel kesinti (ne olduğu bilinmiyor) yapılmış. 20 lira dayanışma sandığı için kesilmiş. 2 lirası Soma Holding’in sponsoru olduğu Soma Spor için kesilmiş... Sonuç olarak işçinin eline geçen net ücret bin 613 lira 68 kuruş. İlginç olan ve dikkat çeken ise, işveren işçiye o ay içerisinde vermediği yemek karşılığında 51 lira 36 kuruş ödeme yapmış. İşçi bu parayla günde 1 ekmek alsa ki 1 liradan hesaplarsak 30 lirası sadece ekmeğe gidecek. Ayrıca bir gerçek de şu: günlük kazanç kağıt üzerinde ne olursa olsun, bir gün izinsiz işe gitmezseniz, sizden iki yevmiye kesiliyor. Ki, Soma’da her gün işe gidebilen bir madenci yok!