Maden emekçilerinin tarihindeki en gizemli ve en tartışmalı sayfalardan biri Molly Maguires diye anılan gizli örgütle ilgilidir. Molly Maguires, patronların acımasızlığı ve anlaşmalara uymaması nedeniyle grevler yerine doğrudan şiddeti öngören İrlandalı maden işçileri tarafından 1800’lü yılların ikinci yarısında kurulmuş, ABD’nin pek çok madenci kentinde örgütlenmiştir. Maden işçileri patronlara karşı şiddet kullanmaktan geri durmamışlar, onlar da hakkını arayan her işçiyi Mollie olmakla suçlayıp asmayı kendilerine hak saymışlardır.
1870’lerde ABD’de maden şirketleri çoğunlukla İrlanda’dan getirdikleri ucuz işçileri köle gibi çalıştırmaktadır. Örneğin Pensilvanya’daki madenlerde 5 bini çocuk 22 bin kömür işçisi günde 1 ila 3 dolara çalışmakta ve hayvanca yaşamaktadır. Ölüm ise zaten madencinin can yoldaşı gibidir ve ortalama ömür 40’ı geçmemektedir. Madencilerin dayanışması böylece gelişir: Zalimlere karşı şiddet! Tam olarak kaç eylem yaptıkları bilinmiyor ama zengin maden patronlarının çoğunun Mollie darbesi yediği, bazılarının öldürüldüğü, birçok maden ocağının havaya uçurulduğu, yiyecek depolarının soyulup aç işçi ailelerine dağıtıldığı biliniyor.
Sonunda, maden patronları işçi sınıfına saldırı için kurulmuş yarı resmi kontra örgütü Pinkerton Ajansı ile anlaşır. Ajans, James McParlan’ı örgüte ajan olarak sokar. Şirket 1 Ocak 1875 günü, grevde sendikacı Edward Coyle’u öldürür. Patronlar bu katliamlarla örgütün sahneye çıkacağını öngörürler. Parlan’ın istihbaratıyla yapılan ev baskınlarında işçilerin aileleri ve çocukları da öldürülmektedir. Grev biter ama örgüte katılımlar hızlanır. Düzenin adalet sisteminden ümidini kesen işçiler adalet için Molly Maguires’e yönelirler. Artık neredeyse her gün bir Mollie öldürülmekte, buna karşın postaneler yakılmakta, trenlere ve madenlere sabotaj yapılmaktadır.
Sonunda tutuklamalar başlar. Schuylkill Bölge Savcısı Franklin Gowen, zaten şirketin sahibidir ve mahkeme tam bir şarlatanlıktır. Örneğin, ilk yargılanan sanıklar McGeehan, Carroll, Duffy, James Boyle ve James Roarity hakkında kanıt yoktur ve dava düşer. Ama yeniden yargılanırlar ve beşi de ölüm cezasına çarptırılır. Sonuçta sadece McParlan’ın şahitliğiyle (gizli tanık?!) toplam 10 madenci, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla asılır. Sonraları yargıç John Lavelle, “Bütün yargılamayı şirket yaptı, devlet sadece idam sehpasının tahtalarını sağladı” diyecektir.
21 Haziran 1877 sabahı, altı kişi Pottsville Schuylkill Hapishanesinde, dört kişi de Mauch Chunk Carbon County Hapishanesinde asılarak idam edilir. Askeri kuşatmaya rağmen infaz saatinde muazzam bir sessizlikle her yandan akın akın gelen işçiler ve aileleri asılan Mollie’lere son kez desteklerini dile getirirler. McGeehan ve yoldaşları ölümü vakur bir tavırla karşılamış ve patron mahkemelerinin önünde diz çökmemişlerdir. Bu arada onlarca madenci ailesinin ve küçük çocukların ölümüne imza atan Parlan’ın rütbesi yükselir. Örgütün yazılı belgeleri hiç olmadığı için asılanların hangi olayda ne kadar yer aldığını ise kimse bilmemektedir. Ama ne olursa olsun, Molly Maguires, belki biraz aykırı ve sert bir örnek olarak maden işçilerinin tarihinde çoktan yerini almıştır.
Kısasa kısas, zalimlere karşı şiddet! Amerikan maden işçilerinin tarihindeki gizemli Molly Maguires efsanesi, doğuştan örgütçü İrlandalıların bu basit adalet ilkesinden böyle doğdu ve yıllarca şirketlere korku saldı. (*)
Soma’dan sonra ve Lice’nin tam ortasında 1800’lere ait bir efsaneden söz etmenin ne anlamı var? Bilmiyorum, doğrusu yazarken bana da çok anlamlı gelmedi bu yazı. Başbakan Soma’da “madenciliğin fıtratından” söz ederken “1800’lü yıllarda da kazalar olduğunu” anlatınca, aklıma geldi işte yazayım dedim. Onun bir bildiği vardır herhalde, benimse bi’şeycik bildiğim yok. Aklıma geleni yazıyorum böyle! Uysa da uymasa da!
* Öykünün canlı ve gerçekçi bir anlatımı için, başrolünde Sean Connery’nin muhteşem bir oyunculuk gösterisi sergilediği “Molly Maguires” filmini mutlaka izlemek gerekiyor.