Gezi’nin yıldönümü, Soma, etik, onurlu insan olmak – Dr. Ümit Şen

Yaşamak için çalışıyorduk; çalışmak için yaşar hale geldik. Bu gün ise çalışırken ölmemeye çabalar hale getirildik.  Bizi, biz çalışanları istihdam edenler, ‘Üretimin durmaması için hastalanmasınlar, iş kazası ve meslek hastalığı olursa tazminatı neyse öderim’ mantığı ile yıllarca hareket ettiler.

Bu dönemde bir nebze olsun iş güvenliği ve çalışanların sağlığı düşünülüyordu.
Bugünkü işveren yaklaşımının ise ‘Çalışanlar güçlerinin sonuna kadar çalışsınlar ama ölmesinler ya da öldürmeden nasıl çalıştırabiliriz?’ şekline dönüştüğü görülüyor.

Bunu sağlamak için yasalar çıkardılar. Adını da İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası koydular.  Sistem can çekişiyor, krizde. Krizden çıkmak için her şeyden para kazanma ve azami kar etme amacı ile hareket ediyorlar.

Çalışanların sağlığını korumayı hedefleyen işçi sağlığı, çalışanların sağlığı ve iş güvenliği alanlarını, bu bilim dallarını da dönüştürdüler. Çalışanların ölmeden azami çalıştırılabilecekleri mühendislik koşullarını sağlayan görevli, iş güvenliği uzmanı oldu bu dönüşümle.  Çalışanların ölmeden hayatlarını idame ettirebilecekleri kadar sağlıklı olmalarını sağlayan meslek erbabı ise işyeri hekimi. Önceden haber vererek denetlemeye gelen “eş, dost, akraba” denetleyici ise müfettiş oluyor bu yeni sistemde.

Kamuya ait işletmeler, madenler, rafineriler, büyük fabrikalar, birer birer özelleştiriliyor.  Bunun sağlık alanındaki yansıması şehir hastaneleri, kamu özel ortaklığı sistemi.  Çalışanların emeğini gider olarak gören devlet, ben çalışanları güvencesiz, esnek, uzun saatler, karşılıksız, ucuza çalıştıramam itirafında bulunuyor. Bununla da yetinmiyor; sektörü çekici hale getirmek için yasalar çıkartıyor, sendikalaşmayı azaltıyor, meslek odalarını bakanlıklara bağımlı kılıyor, özerkliklerini ellerinden alıyor, özel sektöre alım garantisi veriyor. Bu madenlerde rödovans, hastanelerde yüzde yetmiş doluluk garantisi adını alıyor. Her türlü işletme hakkını özel sektöre veriyor, son düzenleme ile taşeronluğu daha da yaygınlaştırıyor.

Devlet şunu diyor: “Ben bu koşullarda çalıştıramam, sen çalıştır, eti senin kemiği benim!  Öldürme de ne yaparsan yap, sadece kağıt üstünde denetleyebilirim, haberin olsun.”

Bilimi, yasaları, hukuku, ahlakı kendilerine, sermayeye göre, kar ve verimlilik bahanesi ile dönüştürdüler; adını da sağlıkta dönüşüm, reform, yeni Türkiye vb. koydular.

Bize, çalışanlara, emekçilere, çoğunluğa, halka önerdikleri ise; haline şükret, işin olduğuna şükret, bak şu işsizlere, hasta olmadığına şükret, kaldırımdan düşüp ayağını kırmadığına şükret, sakat kalmadığına şükret, karnını doyurduğuna şükret, kimyasal gazlarla boğulmadığına şükret, plastik mermi ile gözünü kaybetmediğine, gerçek mermi ile vurulup ölmediğine, madene girip karbonmonoksit ile boğulmadığına şükret.  Bize sundukları bu.
Artık hayatımızdan başka kaybedecek başka bir şeyimiz kalmadı.  Ya ölümden ya da hayattan yana tavır almak zorunda herkes.  Sermaye bile ölümle karşı karşıya; tuttuğunun altın olması nedeni ile yemek bile yiyemiyor, yiyeceklerini ağızlarına verecek “taşeron sermaye” elemanlarına, mühendislere, doktorlara, hukukçulara, siyasetçilere, öğretmenlere, din adamlarına ihtiyaç duyuyorlar.

Sistemi sürdürmek için bizim terimlerimizi kullanarak meşruiyet kazanmaya çalışıyorlar; örneğin özgürlük diyorlar ve liberalizme övgüler sıralıyorlar.  Halbuki onların özgürlük anlayışı öldürme özgürlüğü, sömürme özgürlüğü, ölümüne çalıştırma özgürlüğü, kendinden başka hiç kimseyi düşünmeme özgürlüğü, günah işleme özgürlüğü, çalışanları sadece gider olarak görme özgürlüğü, hayvanları katletme özgürlüğü, doğayı yok etme özgürlüğü, ağaçları kesme özgürlüğü, parkları AVM yapma özgürlüğü.  Böylesine sınırsız özgürlük bizi baskı altında yaşamaya zorluyor.

İnsanların insan olmalarından kaynaklanan haklarını kullanabildiği, herkesin eşit ve    -ancak bu eşit olma halini aynı zamanda başkalarının haklarını ihlal etmeyecek kadar- özgür olduğu; doğanın, toprağın, ağaçların, hayvanların korunduğu bir dünyayı savunmak, böyle bir dünyayı inşa etmeye çalışmak onurlu bir insan tavrı, etik bir davranış olacaktır.