Dünya Müslüman Âlimler Birliği Genel Sekreteri Dr. Ali Muhyiddin el-Karadaği, geçenlerde Soma’da hayatını kaybeden madencilerin “şehit” olduğunu belirtti. Hani şu birkaç ay önce AKP’nin muazzam yükselişini “gururla takip ettiklerini” söyleyerek 17 Aralık tapeleri için “fitne” fetvası veren “Âlimler Birliği” vardı ya, onlar işte!
Tamam, onları ciddiye almayalım ama nedir hakikaten şu şehitlik meselesi? Soma’da patronların hırsı uğruna ölüme sürülen insanlar nasıl “şehit” oluyorlar?
Meselenin tanımı çok açık! Şehitlik tamamen dinsel bir kavram ve din uğruna ölen kişiyi tanımlıyor. Sadece İslamiyette değil, Hıristiyanlıkta da durum böyle. Onlarda özellikle İsa ve ilk dönem Hıristiyanlarının yaşadıklarından hareketle “şehit” (Martir) kavramı, savaşta ölenlerden daha çok inançları uğruna işkence gören insanları kapsıyor. Ama iş Türkçeye gelince durum değişiyor.
Burası ilahiyat köşesi değil ama olsun, biraz deşelim. Dini açıdan, birkaç kategori var. Mesela Şehîd-i Kâmil, hem dünya hem de ahiret itibariyle şehit sayılan kimselere deniliyor ve bu kategoriye girmek doğrusu bir hayli zor. Bir de, Şehîd-i Uhrevî kategorisi var ki, benim bile pek güvenilir bulmadığım kaynaklara göre, bu sınıfa, suda boğulanlardan, karnı ağrıyanlara, lohusa kadınlardan akrep sokanlara kadar neredeyse herkes giriyor. Ve tabii, “iş kazasından ölenler” de bunlara dâhil!
Marks’a şu malum “afyon” meselesinden ötürü sövüp saymak kolay; Marks’ın ne dediği ne demediği ayrı bir konu, isteyen bakar* ama Allah aşkına iş kazası dediğimiz şey neden olur? İçin için yanan bir madene yoksul insanları zorla soktuğunuzda, bunun adı nedir? Ya da Bangladeş’te çürük bir binaya 8 binden fazla köleyi doldurduğunuzda bunun uhrevi yanı nedir?
Sahabe zamanında Mekke ve Medine’de sanayi söz konusu olmadığına göre, daha sonradan “şehadet” kapsamına “iş kazası”nı kim sokmuştur sizce? İnsanları hayvan gibi çalıştıran ahlaksız ve şerefsiz alçakları savunmak, onların katlettiklerine sözde “ulvi” bir sıfat yükleyerek bu insanlık suçunu yumuşatmak, böylece insanları yatıştırıp kandırmak isteyenler olabilir mi? Yalnızca iş kazası değil. Neden Türkiye söz konusu olduğunda, dini bir kavram olan “şehadet” birdenbire “kavmi” ve “devletlû” nitelikler de kazanıyor? “Türk vatanını koruma” ya da “devlet görevinde ölme” gibi durumlar da neden “şehadet” kapsamına alınıyor? Allah’ın dağına gönderdiğiniz yirmi yaşında bir çocuğun cenazesi gelince, böylece o neyi savunurken ölmüş oluyor? Kuyulara köylü cesedi dolduran caniler, trafik kazası geçirse neden Hz. Hamza muamelesi görüyor?
Yine Soma’ya gelelim biz; madenlerden eşşek yüküyle para kaldırıp, İstanbul’un iki sahibinin (Topbaş ve Sarıgül) imzasıyla neredeyse Allah’a şirk koşacak yükseklikte binalar yaptıranlar üç kuruşluk maskeleri bile doğru dürüst vermediği için çocuklarını öksüz bırakan madenci Ahmet ya da Mehmet, nasıl böylece şehit düşmüş oluyor? Vicdanını cüzdanına sıkıştırmış olanlar, “durun bakalım, burada çalışılmaz” deseydi şimdi evlerinde çocuklarını kucaklayacak olan insanlar, nasıl bir “ulvi vazife” için ölmüş oluyor? Gördünüz mü fotoğrafları; toplu emekçi mezarının her köşesini birden nasıl da Türk bayraklarıyla donattı aklı evvel birileri? Ne oldu şimdi? Daha mı Türk oldu sizin yedi sülalenizden daha Türk olan Soma’nın köylüsü? Daha mı Müslüman oldu siz fetva verince madende bile kıble arayan insanlar? Afyon dediğin lafın gelişi be; damardan eroin vermek değil mi bu?
Ha, bir de şu var. Soma madencileri şehitse eğer, şehit edene ne yapılmalı?
Bakara Suresi, sadece soytarıların ve şaklabanların tekelinde değil ya; memlekete ilahiyat lazımsa biz de anlarız biraz. Bakın bir de şu var: “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.” (Bakara 2/178)
N’olacak şimdi?
Bayrakları diktiniz. “Şehadet şerbetini” Soma’nın yoksullarına içirdiniz, peki ya müminleri şehit edenler?