Soma’dan ayrılırken çılgın bir yağmur başlamıştı; biri “iyi ki üç gün önce yağmadı, iyice rezillik olurdu” dedi; sanki yeterince rezillik yokmuş gibi. Hatta rezilliğin daha büyüğü var, yağmurdan sırılsıklam olmuş polisler sokaklarda “Somalı olmayan sırt çantalı genç” avında! Herkes biliyor, tekrara gerek yok. Tutuklamalar filan boş işler; bu iş uykuya dalacak. Kötümserlik değil, somut yaşanmışlıkla ilgili bu. Dünyadaki bütün soysuzlar, toplumsal belleğin zayıflığına oynarlar ve en azından günümüz için çok da kötü bir taktik değildir bu. O simsiyah çıkan gazetelerin birinci sayfalarını siz bir hafta sonra görün! Bu felaket Soma’da değil de başka bir yerde olsaydı ne olurdu? Bilemiyorum, bu tartışmalı bir konu. Sadece maden faciası değil, daha sonraki bütün skandallar ortasında Soma, ilginç bir yer. Bütün yaşamı madene bağlanmış insanlar kenti. Ocaklarda çalışanlar, Savaştepe’den Bergama’ya ve Balıkesir’e kadar geniş bir coğrafyanın köylerine dağılıyor. Tabii, cenazeler de öyle. Defin yapılıyor, acı duyuluyor ve sonra? Sonra, ölen madencinin kardeşi ya da oğlu, yine aynı madenlerde çalışmak üzere hazırlanıyor.
Sokaklarda “yabancılar gelcek provokasyon yapcek” söylentileri, ortalığı masmavi kesmiş polis sürüleri... O kadar ki, protesto başlıyor, ben ve yanımdaki amcalar, dayılar filan kendi çıplak gözlerimizle eylemcilerin Somalı çocuklar olduğunu görüyoruz ama yine de “yabancılar” dedikodusu kesilmiyor. Peki, şirketin yaptığı açıklamalara bir tek kişi inanıyor mu? Hayır!
Hükümete, özellikle başbakana küfretmeyen bir tek Somalı var mı? Hayır, yok!
Maden sahiplerinin Erdoğan’ın kankası olduğu konusunda bir kuşku var mı? Hayır, yok! Peki sonuç? Ne oluyor Soma’da? Sendikadan söz etmeyelim isterseniz, ağzımızı erkeksi küfürlerle kirletmeyelim. Soma demokratik hareketi ise bu çapta bir sınava zaten hazır değil. Olağanüstü hallerde olağanüstü bir performans ve tutum gerekirken, onlar olağan dönemin işleyişini sürdürüyorlar; ayrıca zaten kentteki solun ve kitle örgütlerinin yeraltı ile ilişkisi neredeyse yok gibi. Yeraltı da yer üstündekileri haklı olarak takmıyor, karanlıkta kazma sallamayanı adamdan saymıyor. Dışarıdan gelenler ise bu işi “deprem” gibi filan sanıyorlar, dolayısıyla “yardım” etmek, “dayanışma” göstermek isteseler de kaderlerine sokakta dımdızlak kalmak düşüyor. Maden, başka, uzak ve çok çaresiz bir dünya. Tanıklık ediyorum: Bir siyasal hareketin insanları, felaket çukurundan daha yeni çıkarılmış bir madenci ile konuşuyorlar; o kadar ama o kadar yabancılar ki! Felaketi görünce ve patronların skandal açıklamasını, Erdoğan’ı filan dinleyince, insan “normalde bu kentte taş taş üstünde kalmamalı” diye düşünüyor ama aslında bu da yabancı bir düşünce. Bu kadar sindirilmiş bir ülkenin en çok sindirilmiş ve çaresizleştirilmiş köşesinde, kendi kör dünyalarına gömülmüş insanlardan ihtilal beklemek, cahillikten öteye gitmiyor.
Öte yandan, Roboskililere söven haysiyetsizlerin şimdi de Somalıları ölüme “müstahak” ilan etmesi, üzerinde konuşmaya değmeyecek kadar çukur dibi bir alçaklık; onu geçiyoruz. Ama aslında o çukur, tarihsel perspektiften kayıp kahvelere savrulmuş bir solculuk tipinin bilinçaltını da seslendiriyor: Bu memleket adam olmaz! Kendisi sanki adam olmuş da!
Peki, emekçileri her durumda sevmeli miyiz? Tabii ki, hayır! Herkesi seveceksek bizim sevilesi insan fikriyatımız ne olacak o zaman? Elbette bizim emekçilerle olan ilişkimiz onların en geri yanlarına da âşık olma ilişkisi değil. Ne yapacağız? Soma’ya yağmur yağıyor. Toprağın altından gelip toprağın altına giren adamların mezarları sel altında; kentte saçak altları dolu, saçak altına girmeyen “sırt çantalılar” ise geceyi karakolda geçiriyor. Ne yapacağız? “Biz Türkiye’nin her yanında ortalığı yıkıyoruz, Soma’da ne oluyor?” demenin manası yok. Bu uçurum yeni değil çünkü ve mesafeyi kapatmak da kolay değil. Belki de o mesafe Soma’da değil, daha genel planda kapanacak. İnsanlar, sağlam ve güvenilir bir yol gördüklerinde, riske girmeye değer bir davayı hissettiklerinde belki işler değişecek.
Soru, geçen yüzyılın başlarında soruldu: Ne yapmalı? Maalesef bunun tek ve bütün zamanları kapsayan bir yanıtı yok, Soma’da ve dünyanın her yerinde, yeniden sorup yeniden yanıtlayacağız...