Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği'nin iş kazalarına karşı başlattığı kampanyada 100 bin imza toplandı. İmzalar bugün Meclis gündemine taşınacak.
Yıllardır defalarca yazdık, Türkiye iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer alıyor. Her ay 100 işçi hayatını kaybediyor. Sadece 2013’ün on ayında ölen işçilerin sayısı 1017.
On yılda ise yaklaşık 11 bin işçi hayatını kaybetmiş.
Bunlar bilinenler tabii. İş kazası sırasında özel hastanelere gitmeye zorlanan ya da tehdit edilerek, ‘kan parasıyla’ susturulan aileler de
kayıtdışı!
Rakamlar korkunç ama soğuk. Yüreğiniz yeterse bir de öyküleri dinleyin.
Ben, Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği’nin gencecik iki işçi üyesi Eylem Pınar ve Akif Mehmet Eminli’den dinledim.
Eylem bir direksiyon fabrikasında çalışırken tenisçi dirseği hastalığına yakalanıyor. Ancak Meslek Hastanesi’nde böyle bir hastalık geçerli değil. İşsiz kalıyor. Çünkü Avrupa’da 40 bin olan meslek hastalığı sayısı Türkiye’de sadece 533.
Akif tekstil işçisi, sık sık yapılan bir tensikatta işsiz kalıyor. Bugün derneğin tiyatro çalışmalarının başında. İşçilerin kendi emekleriyle diktikleri kostümlerle oynadıkları tiyatro oyunlarının yönetmenliğini yapıyor.
Akif ve Eylem önce arkadaşlarının başına gelenleri anlatıyorlar. Parmaklarını tek tek makineye kaptıran ama çalışmaya mecbur edilen, 20 yaşında köyünden gelip hiçbir eğitim almadan makine başına geçip ikinci gün ölen, Esenyurt’ta çadırda yanıp yaşamını yitiren arkadaşlarının öykülerini...
İş kazası kader değil!
Dernek, iş rayından çıkınca bir süredir konsantrasyonunu iş kazalarına yöneltmiş. Çünkü onların deyişiyle kazalar artık bir vahşete dönüşmüş durumda. Dokuz ay önce ‘İş Kazaları Kader Değildir, İşçi Ölümlerini Durduralım!’ kampanyası başlatılmış. Eylem ve Akif’le buluşmamızın nedeni de bu kampanya.
Akif, “Savaşta bile bu kadar kayıp yok” sözleriyle rakamların ulaştığı boyutu vurguluyor. İşçilerin artık isyan noktasına geldiğini ekliyor. İşçilerin göz göre göre ölüme gönderildiğini söyleyen Akif, Türkiye büyürken kazaların da patladığını rakamlarla açıklıyor.
İşte bu koşullarda türeyen kampanya şunları hedefliyor:
İşyerlerinin neredeyse hiç denetlenmediği yüz binlerce işyeri ve milyonlarca işçi olmasına rağmen, Çalışma Bakanlığı’nın iş sağlığı ve güvenliği için ayırdığı uzman sayısının sadece 250 olduğunu anlatmak.
İş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda duyarlılığı arttırmak. Bu hastalıkların bilinenin çok üstünde olduğuna dikkat çekmek.
Yasaya uymayan patronlara verilen ağır para cezasının sadece 2 bin lira olduğunu vurgulamak.
İşçiler, Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “İş kazalarının yüzde 98’i önlenebilir” sözlerini de hatırlatarak gerekli önlemler alındığında ve denetlendiğinde bu kazaların engellenebildiğini işverene ve hükümete anlatabilmek istiyor.
Dernek kamuoyunu da olaya dahil edebilmek için imza kampanyası düzenlenmiş. Eylem Pınar kamuoyunda ciddi bir duyarlılık oluştuğunu ve 100 bin imzaya çok kolaylıkla ulaştıklarını anlatıyor.
Bu imzalar bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde BDP ve HDP milletvekillerine teslim edilecek.
Bir zamanlar sendikalar sadece ‘ücret sendikacılığı’ yapıyor diye kınanırdı. Sendikaların sesinin kesildiği, ağırlığının yok edildiği süre içinde
görünen o ki artık ‘can pazarlığı’ yapmak zorundalar.
AK Partili de olsa, CHP’li de olsa işçiye tek ortak kader biçilmiş.
İş bulan işçi, canı pahasına çalışıyor. Üstelik Türkiye, rakip ülkeler içinde en kalifiye işçilere sahip.
Onlar da artık soruyor.
Her işyerinde, ‘Önce iş güvenliği’ yazılı levhalar asılıdır. Ama ‘Önce insan’ ya da ‘Önce işçi’ diye yazılmaz. Neden?