İşçi sağlığı ve işyeri hekimliği gündeminde ne var?

Ankara Tabip Odası İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu
 
Her şeyden önce belirtmek lazım ki; gündemde iş kazaları (iş cinayetleri) var. Kapitalist sistem bir cinayet şebekesi gibi çalışıyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre; 2012 yılının ilk 11 ayında en az 815 işçi iş kazasından (iş cinayetinden) hayatını kaybetti ve yine en az 3184 işçi de yaralandı.
 
İş cinayetlerini doğru anlayabilmek için, kapitalist üretim ilişkileri içinde işleyen yasaların doğru anlaşılması gerekmektedir. Ancak denilebilir ki; “özel mülkiyetin ortadan kalktığı, üretimin toplum tarafından planlandığı bir sistemde de üretim sürecinde üreticiler risklerle karşı karşıya gelecektir. Bu doğrudur. Ancak nasıl ki özgür üretici kendisi için üretim yaparken karşılaştığı olumsuz sonuçlardan kendisi sorumlu oluyorsa, işçinin üretim sürecinin ürünleri üzerinde söz sahibi olduğu, üretimin toplumsallığı ile temellükün bireyselliği arasındaki çelişkinin son bulduğu bir toplumda da üretici kimliği ile birey kendi eyleminden sorumlu olacaktır. İşte böylesi bir toplumda iş cinayetlerinden değil, gerçek anlamıyla kazalardan söz edilebilir.” Bu nedenle; kapitalizm var oldukça iş cinayetleri de varlığını sürdürecektir ve ne yazıktır ki gündemden de düşmeyecektir.
 
Kapitalizm, bu asli gündemin üzerinden atlayarak işçi sağlığı meselesinde kendi sisteminin ürünü olan türev gündemler ile bizleri tartıştırırken, bizler de sınıf bağlamından kopmadan yaratılan gündemleri gündemimiz olarak alıyoruz.
 
Bu perspektiften bakarsak, yakın geçmiş ve şimdiki zamanda İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (6331 sayılı yasa) ile bu Kanunun ürettiği yönetmelikler işçi sağlığı ortamının ve işyeri hekimliği disiplininin gündemi olmayı hak ediyor.
 
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu işçiler açısından “kabul edilemez risk” grubunda değerlendirmek gerekirken, iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemeye yönelik olmadığını, suçluyu(!) bulmaya yönelik olduğunu da özellikle vurgulamak gerekir. Çünkü kapitalist sistemin ve tek tek kapitalistlerin iş cinayetleriyle işçinin canını aldığı bir ortamda, Kanun, bu iş cinayetlerinin sorumluları olarak iş güvenliği uzmanlarını, işyeri hekimlerini ve daha da korkuncu işçileri göstermektedir. İş cinayetlerinin müsebbibi olarak adres gösteren Kanun’un ruhuna bağlı olarak, işyeri hekimlerinin çalışma biçimleri ve istihdam şekilleri de değiştirilmektedir.
 
Hekim Postası olarak Ankara Tabip Odası İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu ile  işyeri hekimlerinin istihdamı ve OSGB konularına ilişkin bir de röportaj gerçekleştirdik.
 
İşyeri hekimlerinin çalışma biçimleri ve istihdam şekillerinin değişeceği ifade ediliyor. Bundan ne anlamamız gerekir?  
 
İşyeri hekimleri, geçmiş ve yakın geçmiş zaman dilimi içerisinde Türk Tabipleri Birliği’nin her yıl belirlemiş olduğu “işyeri hekimleri asgari ücret tarifesi” ile ve yerel tabip odalarının işyeri hekimlerine “çalışma onayı” vermesi biçiminde işçi sağlığı alanında hizmet vermekteydi. Hizmetin bilimsel niteliği ise Türk Tabipleri Birliği’nin “işyeri hekimliği sertifika programı” ile zenginlik kazanmaktaydı.
 
Hükümet/devlet ve alandaki uzantısı Çalışma Bakanlığı eliyle ve çıkarılan mevzuat güvencesiyle işyeri hekimliği eğitimleri “piyasa kurallarına teslim edilip” ticarileştirildi. Bu özel piyasa şirketleri eğitimlerin içini boşaltırken, temel eğitimler ile tamamlama eğitimleri adı altında kasalarına para yığdılar. Paranın konuşulup işçi sağlığı meselesinin konuşulmadığı bir ortamda, işyeri hekimlerinin ücretleri de işveren dilinde tercüme edilmeye başlandı. Şimdilerde, işyeri hekimlerinin sadece eğitimleri ve ücretlerinde değil, çalışma biçimleri ve istihdam şekillerinde de değişiklik yapacak bir model oluşturulmaya çalışılıyor: OSGB (Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi). Bir gündemimiz de bu OSGB meselesidir.
 
OSGB işyeri hekimlerinin gündemini neden bu denli işgal ediyor?
 
Evet, OSGB işyeri hekimlerinin gündemini işgal ediyor. Biz bunu 08 Aralık’ta Ankara Tabip Odası’nda işyeri hekimleriyle yaptığımız toplantıda da gördük. “İşçi sağlığında dönüşüm, yeniden yapılanma ve işyeri hekimlerini neler beklemektedir?” konulu toplantımızda işyeri hekimleri hizmetin OSGB şeklinde örgütlenmesinden rahatsızlıklarını dile getirdiler. Çünkü OSGB tarzı bir yapılanma, işçi sağlığı alanında taşeronlaşma modelidir. İşyeri hekimleri de doğal olarak bu taşeron modelden rahatsız, çünkü taşeronluğun geleceksizlik, güvencesizlik, ücretlerde ve diğer özlük haklarında erime/kayıp olduğunu işyeri hekimi biliyor.
 
İşyeri hekimleri şunları da bilmektedir: Taşeron bir model olan OSGB tarzı örgütlenmenin kendisi bir “ara kademe yaratığı”dır ve bu model işçi sağlığında sorunları artıracaktır. Yine bu nedenlerle sadece işyeri hekimlerinin değil işçilerin topyekun karşı çıkması gereken bir modeldir.
 
Kapitalizm açısından üretim süreci ve ilişkileri taşeronlaşma üzerine kurulurken, bu modelin çoğalarak iş cinayeti şeklinde önümüze yığdığı iş kazası ve meslek hastalıklarının sözüm ona engellenmesi için oluşturulan işçi sağlığı hizmet modelinin (OSGB) kendisinin de bir iş cinayeti modeli olduğunu/olacağını söylemek kehanet olmasa gerek.
 
Biz şunu da duyuyor ve biliyoruz: İşçi sağlığını taşeron hizmet modeli üzerine yapılandıran anlayış, bu alanda denetim mekanizmalarını da taşeronluk üzerine kuracak(tır). Bir süredir “denetim firmaları” üzerine kafa yoran Çalışma Bakanlığı, işçi sağlığı denetimlerinde “yeminli mali müşavirlik”, “yapı denetim firmaları” gibi firma/şirketlerin denetim sahasına ineceğinin işaretini veriyor.
 
İşçi sağlığı ve işyeri hekimliği uygulamalarında taşeron bir model olarak tanımladığınız OSGB’lere karşı tutumunuz ne olacak?
 
Kapitalizmin bu topraklarda işçi sağlığı ve işyeri hekimliği uygulamalarındaki hizmet modelinin bugünkü adı OSGB’dir. Daha önce birinci basamak sağlık hizmet modeli olarak sağlık ocaklarımızı dağıtıp yerine taşeron bir model olan Aile Hekimliği Hizmet Modelini ikame eden anlayış, aynı zihniyetin ürünü olarak işçi sağlığında da OSGB’yi tanımlamıştır.
 
Bizler kapitalizmin yukarıdan aşağıya yeniden yapılanmasının işçi sağlığındaki karşılığı olan OSGB’lere karşı, bu modelle bütünleşmeden, bu anlayışla müzakere ve mücadele ederek ayrıksı durmayı, devlet/hükümet ve onun uzantısı olan Çalışma Bakanlığı ile olduğu kadar piyasa/pazar ile de mesafemizi koruyarak, OSGB’lerde işçi sağlığı hizmeti vermek için emek gücünü satmak zorunda olan işyeri hekimi meslektaşlarımızla bilimsel, teknik ve sosyo-politik buluşma toplantılarımıza devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki, işçi sağlığı alanıyla ilgili sorularımız bilimsellik içerirken, bu sömürü anaforunun yarattığı sorunlardan çıkışın karşılığı politiktir.
 
OSGB’lerde çalışırken geleceksizlik, güvencesizlik girdabına itilen ve her tür özlük hakları erozyona uğratılarak mesleğini işyeri hekimi olarak icra etmek durumunda olan arkadaşlarımızın yanında olacağız. ATO İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu olarak meslektaşlarımızla bilimsel, politik ve hukuksal dayanışmamızı geliştireceğiz.