İşçiler ölüyor, AKP bakıyor - Murat Işık

Yine sermayenin açgözlülüğü...

Yine denetimsizlik, güvencesizlik...

Ve yine ihmal...

İstanbul Esenyurt'ta 11 inşaat işçisi, kaldıkları çadırların yanması sonucu göz göre, göre öldü.

Fakat bu iş cinayetleri ne ilktir, ne de son olacaktır.

Günümüz de hemen her işçinin, benzer iş cinayetlerine kurban gitmesi, an meselesidir. Kaldı ki bu cinayetler artık, toplum tarafından kanıksanmış durumda.

Türkiye egemenleri; dünyanın en fazla gelişen ikinci ekonomisi olmakla övünüyor...

Ama ne yazık ki çok övündükleri bu büyümeden, emekçiler hiç pay alamıyor.

Emekçilerin paylarına, yalnızca yoksulluk ve ölüm düşüyor.

İnsanın bu kadar kıymetsizleştiği, ölümün sıradanlaştığı bir ülkede...

Ödüllendirilen, sırtı sıvazlanan açgözlü kapitalistler, hiçbir kural tanımadan...

Adeta hükümetten cesaret alarak, işçiyi daha vahşice sömürüyor.

Düşük ücret örgütsüzlük, kötü yaşam koşullarına ve sendikasız sigortasız çalışmaya razı olan Kürt, Türk, göçmen işçiler...

Bu vahşi sömürü yüzünden; Baraj inşaatların da, Madenlerde, Organize Sanayi Sitelerinde, Tersanelerin de, mevsimlik Tarım işçileri olarak, birer, onar kitleler halinde ölüyor.

Aslında büyüdüğü söylenen Türkiye ekonomisine orantılı olarak, işçi kıyımı da o nispette büyüyor.

Öyle ki 1946 yılından 2010'a kadar 'iş kazaları' sonucu ölen işçi sayısı "59.300'e" ulaşmış durumda.

Bu rakamlar sadece bir yıl içerisinde "1072 işçi"nin ölümüne denk düşüyor.

Elbette bu kadar insan savaşta ölmedi.

Sadece aç gözlü sermayenin işçileri kötü çalışma koşullarında, iş güvenliklerini almadan çalıştırdıkları için öldüler.

Kaldı ki bakanın söylediği gibi, bu bir 'kader' değildir.

Tam anlamıyla 'katliamdır.'

Yani 'işçi kırımı'dır.

Şüphesiz ki bu kırımın sorumlusu da devlettir ve esnek istihdamı teşvik eden AKP iktidarıdır.

Bir avuç kapitalistin karı için, binlerce insan göz göre, göre can veriyor.

Küresel sermayeye uyum sağlamak ve rekabet etmek adına, AKP Türkiye'yi ucuz iş gücü cenneti haline getirmek istiyor.

Nitekim "Ulusal İstihdam Strateji" belgelerinde, çalışma yaşamını esnekleştirmek istediğini zaten gizlemiyor.

Ve bu nedenle emekçilerin sendikasız, sigortasız, sosyal güvencelerden yoksun, çalışmasına (İstanbul Esenyurt'ta olduğu gibi) göz yumuyor.

Fakat bir taraftan da hükümet çevreleri her can kaybı sonrası, adeta "deve gözyaşları" döküyor. Günah çıkarıyor.

Çalışma Bakanı toplumun gözüne baka, baka 'Sosyal Devletten hala 'söz ediyor.

Ancak AKP hükümeti, 'taşları bağlayıp', 'itleri salmış' durumda.

Sermayenin bir dediğini iki yapmıyor.

Emekçilerin hali, harap durumda...

Saldırıların önü arkası kesilecek gibi değil.

Birçok emek karşıtı yasa ardı, ardına çıkarılıyor.

Peki; emekçiler bu saldırılar karşısında, eli kolu bağlı, bıçağa boynunu mu uzatacaklar?

Sürekli bu köşeden ifade ediyoruz.

Türkiye emek hareketi 'sinik' her hak kaybını kabullenen tavır ve tutumdan uzaklaşmadığı sürece, kazanma olanağı yoktur.

Kazanmak zihniyet ve ruhta değişimle mümkündür.

Değişimden kasıt, sendikalardaki bürokratik oligarşinin alt edilerek...

Yaşanan iş cinayetlerini, örgütsüzlüğü, güvencesizliği, hak gasplarını püskürtmek ve bütünlüklü bir emek perspektifi oluşturmaktır.

Sendikal hareket sendikasız, güvencesiz, işsiz ve örgütsüz tüm kesimleri kendi üyeleri olsun olmasın ve yasaların ne dediğine bakmadan, örgütlemek toplumsal dayanışma yaratmak gibi bir görevle karşı karşıyadır.

Yoksa sadece bir iki açıklama yapmak dayanışma değildir.