Fransa'da Yeni Genel Grevlere - Nilgün Güngör

(Not: 6 Şubat'ta elimize ulaşan yazıyı deprem nedeniyle bugün yayınlayabiliyoruz...)

Fransa’da emeklilik yaşının 64’e, prim ödeme süresinin 43’e çıkarılmasına ve ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların daha erken emekli olma hakkının gaspedilmesine karşı bu hafta iki genel grev ve gösteri var. 7 ve 11 Şubat günü işçi sınıfı, gençlik, hayatının 43 yılını kapitalist artıdeğer üretimine sunmak istemeyen herkes alanlarda olacak!

31 Ocak genel grevine rekor katılım

31 Ocak’taki ikinci genel grev, 19 Ocak’taki ilk genel grevi aşan etkililikte geçti. Gösteriler 250 yerleşim yerinde yapıldı (birincide bu sayı 200’dü). 31 Ocak günü Paris’te gösterinin bu kez farklı olan toplanma yerine ulaşmak bizim için bu kez nispeten daha kolay oldu. Asıl dudak ısırtıcı olan ise, işçi ve özellikle liseli olmak üzere gençlik kortejlerinin, sol parti ve çevrelerin bitmek bilmeyen akışıydı. Sabah lise blokajlarıyla başlayan eylem çok sayıda olmasa da semtlerden otobüs kaldıran sendikaların ve gar önlerinde ajitasyon konuşmaları yaparak sendikalı ve sendikasız işçileri toplanma alanına yönlendiren demiryolcu öncü sendikacıların sayesinde öğle saatlerinde istimini bulmaya başlamıştı. Gösteri canlı ve özgüvenli bir işçi sınıfı ve gençliğe sahne olmanın ötesinde, varılan sayının inanılmazlığıyla hepimizde coşkuyu artırdı. Her zaman sendikalar ve polis arasında yaşanan rakam savaşında bu kez sendikaların Paris için verdiği 500.000 rakamı abartısız geliyordu! Fransa genelinde ise yürüyüşçülerin sayısı 800 bin artarak 2 milyon 800 bin'e çıkmıştı.

Robin Hood eylemleri, kuralları aşarak toplumsallaşan grev

Rafineri işçileri planladıkları ve açıkladıkları gibi 7-8 Şubat’ta 48 saatlik genel grevde olacaklar. Geçtiğimiz günlerde şehirlerarası, uluslararası trenler çalışmadı. 31 Ocak günü doğuya giden trenlerin kalktığı Doğu Garının (Gare de l’Est) elektronik sistemi kolayca onarılamayacak biçimde “arızalanıverdi”. Onarım tam iki gün sürdü. Enerji işçileri zengin semtlerin elektriklerini kestiler. Buna karşılık işçi semtlerinde elektrik faturaları iptal edildi. Toplu taşımada aylık kartların bir kısmı elektronik sistem üzerinden indirimli tarifeye düşürüldü. Az da değil, aylık 75 euro yerine 19 euro’luk indirimli tarifeye! Bu eylemlere “Robin Hood eylemleri” ismi verildi!

Sabotaj eylemleri, işçi sınıfının üretimdeki yerini ve o gücü isterse nasıl kullanabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda da grev ve yürüyüşlere duyulan sempati ve toplumsal desteği artırıyor. Burjuvazi, orta sınıfları kışkırtma girişimlerine karşın, enerji fiyatlarının artması ve alım gücünün düşmesi nedeniyle istediği ölçüde etkili olamıyor. Sendikalar enerji fiyatları yüzünden işyerlerini kapatmakla bile karşı karşıya kalan fırıncılara, kasaplara da yürüyüşlere katılma çağrısı yaptılar. Paris bölgesinin uzak banliyöleri başta olmak üzere hemen her gün bir yerde meşaleli yürüyüşler, akşamları ve hafta sonları kitle toplantıları organize ediliyor.

Tekelci burjuvazinin bu son kez “Ya olacak ya olacak” kararlılığıyla davranmak zorunda olması çatışmanın şiddetini artırıyor. Tekelci burjuvaların hükümeti, başbakan Elisabeth Borne “Hiçbir taviz verilmeyecek” diye o çok tanıdık metalik sesle konuşuyor. Buna karşı 31 Ocak’taki eylemde de birçok işçinin elinde hem ona hem de işçi sınıfını mahkum etmeye çalıştığı çalışma sürelerine (tükenmişlik sendromu burn-out’a) gönderme yapan “Borne Out” dövizi vardı. Diğer bazıları Macron’un photoshop’la Margaret Thatcher’a benzetilmiş resmini taşıyorlardı. Tam isabet! Mezarda emeklilik sloganı (metro-iş-mezarlık), tabut simgesi nasıl binlerce kilometre uzakta kelimesi kelimesine kullanılıyorsa, işçi sınıfı kendisini yönetenlerin gücünü bir hiç haline getirme özlemini de böyle ifade ediyor. Bir zamanların “Çankaya’nın şişmanı işçilerin düşmanı” sloganı gibi...

Fransa’nın tarihsel tecrübeli işçi sınıfı bu sert mücadelenin salonda geçmediğinin, öyle sadece parlamentoda yürütülemeyeceğinin ve karşısındaki güç kadar kuralsızlaşması gerektiğinin bilincinde. Normal koşullarda bir sendikacıdan duymayacağımız -hatta patron sınıfının işçileri suçlamak için kullandığı ve sendika bürokrasisinin de “sadece ekmek davasında” olduklarını ispatlamak için elinden geleni yaptığı- bir ifade normalleşiveriyor örneğin. CGT sendikası başkanı “Bu ideolojik bir mücadele” diye yanıtladı başbakanı. Genciyle yaşlısıyla aşağıdan gelen itilim!

Grevin ve eylemlerin gelişimi içinde hükümet şimdiye dek yasanın parlamentodan oylanmadan geçirilmesi yetkisini kendisine veren anayasanın 49.3 maddesini uygulamadı. Buna karşılık komisyonda görüşülmekte olan yasa teklifine karşı muhalefetin 20.000’den fazla değişiklik önergesi vermesi ve süreyi yayması karşısında bu kez de yine anayasanın 47.1 maddesi uyarınca yeterlilik süresine başvurulması ve teklifin parlamentoya sevkedilmesi sopası sallandı. Hükümet partisi milletvekilleri, bütün değişiklik önergelerini incelemenin 4 ay süreceğini ve bunun açıkça bir engelleme olduğunu söylediler.

Mezarda emeklilik yasası Macron’un partisinde küçük bir sarsıntı da yarattı. 5-6 milletvekili yasaya oy vermeyeceklerini açıkladılar. Yasanın müttefiki Cumhuriyetçiler içinde de küçük itirazlar var. İtirazların temel sebepleri bizdeki emeklilikte yaşa takılanlar durumu gibi erken yaşta çalışmaya başlayanların prim süresini doldurup 64’e varmamış olmaları; kadınların hemen hemen asla bu süreyi bulamayacak olmaları; ve ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların (demiryolcular, otobüs şoförleri, itfaiyeciler, balerinler...) erken emekli olma haklarının gaspedilmesi. Bu taleplerin sık sık öne çıkması nedeniyle başbakan Elisabeth Borne erken yaşta çalışmaya başlayanların emekli yaşının erkene çekilebileceğini açıkladı.

Önümüzdeki iki genel grev ve gösteri bize bu şiddetli çatışmada nerede olduğumuzu daha iyi gösterecek.

8 saatlik işgününü aşan bir talep

İşçi sınıfı 8 saatlik işgününü aşan kilit bir konuda, bu kez yaşamının bütün zamanına dair bir talep için kuvvetlerini seferber ediyor. Dünyanın bütün ülkelerinde işçi sınıfına dayatılan 40-44-46 yıl çalışıp 64-67 yaşında emekli olmak. Yalnızca Fransa’da değil, Çin’de, Japonya’da, İtalya’da, Türkiye’de... her yerde bunun açıklaması insan ömrünün uzaması, doğum oranlarının düşmesi ve aktif çalışanlarla emekliler arasındaki aktüaryel dengenin bozulması.

Fransa’da emeklilik yaşının değişmesi ne ilginç bir tesadüftür ki 1969 yılından sonra doğanlara tam olarak uygulanacak. Fakat gelecek yılın başından itibaren yürürlüğe girmesi halinde değişiklik 1961 yılının Temmuz ve Aralık sonunda doğmuş olanları ilgilendiriyor. 1961 yılının ikinci yarısında doğanlar 62 yaşında değil 62 yıl 4 ayı doldurduklarında emekli olabilecekler. İkinci dünya savaşının bitiminden sonra kapitalist ekonominin canlanma döneminde dünyaya gelen ve “boomer” denilen bu kuşak, şimdi kapitalizmin krizinin cezasını en ağırından ilk ödeyenler olmakla karşı karşıya!...

8 saatlik işgünü talebinin bayrağında 8 saat çalışma, 8 saat uyku, 8 saat boş zaman (rekreasyon) yazılıdır. Bugün hem çalışma sürelerimiz artırılır hem de boş zamanımız tekelci kapitalizm tarafından soğurulurken bayrağımıza ne yazmalıyız? Mücadele esasen ideolojik ise, ki öyledir, bu, kapitalist sistemin yıkıldığı, onun yerini özgür insan etkinliğinin aldığı bir yaşam için olmak zorundadır.

Eylemlerde, zaman, çalışma ve yaşam ilişkisinin yeniden sorgulanması uç veriyor şimdiden. Gerek uzayan emeklilik süreleri, gerekse günlük çalışma saatlerinin uzaması, iş-yaşam ilişkisini yeniden kurma arayışı gündemleşiyor. İşin, çalışmanın kendisi! Elbette ki bu düşünüş, bu sorgulayış, bazan esprili ama hep öfkeli bu arayış çalışmaktan özgürleşme düşüncesine henüz uzak. Fakat tam da bu mücadelenin içinde tomurcuklanmasıyla da ona yakınsama gücü var! Kapitalizm altında çalışmanın kendisi, insanın farklı alanlarda kendisini özgürce gerçekleştirmesinin tam karşıtı olarak var ve bu karşıtlık gitgide büyüyor.

Emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı mücadele siyasal anlamda 8 saatlik işgünü mücadelesinin bugünkü adıdır.

8 saatlik işgününün bayrağı

Böyle bir Paris gördük